ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı askeri operasyon, sadece Tahran ile sınırlı kalmayıp Irak’ın da hassas devlet yapısını derinden etkiledi. Bu durum, özellikle Bağdat’ın, kendi güvenlik yapılarına dair yaşadığı iç gerilimlerle birleşerek Irak’ın bir bölgesel çatışma arenası olmaktan çok daha karmaşık bir istikrarsızlık sürecine girmesine neden oldu.
Irak’taki Çatışmanın Yayılması
İran destekli milis gruplarla ABD arasında giderek yoğunlaşan vekalet savaşları, Irak’taki güvenlik dengesini alt üst etti. Erbil'den Musul'a, Bağdat’tan ülkenin sınır noktalarına kadar uzanan bu güçlü mücadele, Türkiye için birçok yeni tehdit ve zorluk ortaya çıkardı. Sınır güvenliğinden enerji akışına, ticari ilişkilere ve hatta göç baskısına kadar geniş bir yelpazede riskler su yüzüne çıkmakta. Savaşın ilk aşamasında, İran yanlısı milislerin Irak’taki Amerikan varlığı üzerinde gerçekleştirilen saldırılar önemli bir gelişme olarak dikkat çekti. Bu kapsamda, Erbil Havalimanı ve çeşitli diplomatik tesisler hedef alındı. ABD’nin bu saldırılara hava operasyonlarıyla karşılık vermesi, çatışmaların ilk evresine damgasını vurdu. Ancak, zamanla bu savaşın sadece dış güçler arasındaki bir kutuplaşma olmadığı, iç faktörlerin de önemli rol oynadığı anlaşıldı.
Vekil Güçlerin saldırıları
Irak İslami Direnişi çerçevesindeki gruplar, 28 Şubat’ta tam 16 saldırı gerçekleştirdiklerini duyurdu. Bu saldırılar, Erbil Uluslararası Havalimanı ve Harir Hava Üssü gibi kritik noktaları hedef alırken, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve diğer diplomatik merkezler de bu saldırılardan nasibini aldı. Bu bağlamda, Ketaib Hizbullah’ın liderliği, savaşın başından itibaren “ABD'nin bölgeden tamamen temizlenmesini amaçlayan uzun vadeli bir yıpratma stratejisi” geliştirdiğini noktalarla ifade etti. Günler geçtikçe hedeflerin sayısı artarken, çatışmanın dışarıdan gelişmelerle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda Irak’ta devletin yapısal unsurları arasındaki rekabeti de artırdığı görüldü.
İçsel Çatışmalar ve İstihbarat Savaşları
Analistlerin değerlendirmelerine göre, Irak’taki çatışmalar yalnızca coğrafi bir yayılım göstermiyor, aynı zamanda iç istihbarat alanında da ciddi kırılmalara yol açıyor. Haşdi Şabi ile Irak’ın resmi güvenlik güçleri arasındaki rekabetin derinleştiği, özellikle Irak Terörle Mücadele Servisi ve Irak Ulusal İstihbarat Servisi’ne yönelik saldırıların artmasıyla belirginleşiyor. Bu durum, milis grupların kendi güçlerini artırmak amacıyla resmi kurumlar üzerinde baskı kurma çabalarını da beraberinde getiriyor. 21 Mart’ta Irak Ulusal İstihbarat Servisi’ne yapılan drone saldırısı ve diğer roket saldırıları, bu savaşın dizaynında iç aktörler arasındaki çatışmanın da önemli bir yer tuttuğunu ortaya koydu.
Güvenlik ve Enerji Riski
Irak’ta yaşanan bu durumu analiz eden uzmanlar, bunu Türkiye için yeni güvenlik endişelerine yol açan bir kriz olarak tanımlıyor. Özellikle Erbil, Musul ve Sincar arasında oluşabilecek herhangi bir otorite boşluğu, sadece terörist faaliyetler için değil, aynı zamanda kaçak geçişler, yasadışı ticaret ile silahlı grupların yeniden yapılanması açısından da risk teşkil ediyor. Uzmanlar, bu durumu iki ana başlık altında değerlendiriyor: birincisi, sınır güvenliği; ikincisi ise enerji ve lojistik alanındaki tehditler. Irak’taki diplomatik ve lojistik merkezlerin hedef alınması, ayrıca enerji tedarik hatlarının da risk altında olması, Türkiye için önemli bir sorun haline geliyor.