Cinayetler ve Zulüm İçin Bir Gazetecinin Kapısı
Suçlamalar neydi? Cevap oldukça basit: Yazmak ve konuşmak. Gerçeklerin peşinden koşan, zulme uğrayanların ve hakkı yenenlerin tarafında yer alan biri olarak, ben yaşamış olduğum bu durumu açıklamak zorundaydım. İzmir’deki 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktım. İşlemlerimin ardından savunmamı gerçekleştirdim. Ancak orada sadece fiziksel olarak ben değil, üzerimdeki bir sorunun ağır yükü vardı: “Eleştiri suç mu?” Bu soru, toplumun dinamiklerini sorgulayan önemli bir meseledir.
Siyaset ve Eleştiri Hakkı
Milletvekilliğim döneminde Dokuz Eylül Üniversitesi'nde olan gelişmeleri dile getirmiştim. Öğretim üyelerinin maruz kaldığı haksızlıkları, yaşananları açığa vurdum. Sağlık alanındaki çalışanların maruz kaldığı sürgünler ve emekçilerin fazla mesailerinin kesilmesi haklı bir değerlendirme konusuydu. Sendikacıların mahkemeye verilmesini gündeme getirdim. Üniversite yönetimiyle ilgili sayıştay raporlarındaki sorunları hatırlattım. Yapmam gerekeni yaparak, siyasetten gelen sorumluluklarını yerine getirmiş oldum.
Üst Düzey Makamların Eleştirisini Yapmak
Fakat işe bakın ki bu dönem rektörlüğünü yapan Fatma Seniha Nükhet Hotar, yaptıklarımı hazmedemedi. Davacı oldu. Şimdi, mahkemede ben sanık durumundayım ve ilginçtir ki dava Ankara’ya taşındı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığım gerçeğiyle karşı karşıyayım. Bu durum, ülkede bazı sözlerin bazı suçlardan daha ağır bir boyut kazandığını açıkça ortaya koyuyor. Yargı sürecinde de aktardım ki, ben 1978’den bu yana gazetecilik yapıyorum. Eleştirdiğim binlerce haberi geride bıraktım ama şimdi karşımda bir dava var.
Gerçekleri Söylemenin Suç Olmadığı
Cumhurbaşkanına, başbakanlara ve hatta yerel yöneticilere eleştirilerde bulundum. Ancak, bu eleştiriler neticesinde ne dava açıldı ne de bir tekzip geldi. Bu noktada anlaşılan, eleştiri kavramının kendisi değil, kimin rahatsız olduğu meselesidir. Bir gerçeği kabul etmeliyiz ki, bazı makamlar eleştiri yerine sadece alkışlanmayı tercih ediyorlar. Kamu görevinde bulunan kişi, eleştirilmezse mağdur olacaktır. Oysa kamu gücü üzerinde hakkı olan herkes eleştirilebilir ve bu durum demokrasinin esas kurallarından biridir.
Gerçeklerin Korkutucu Doğası
Belki benim sözlerim çok sert bir üslupla yazılmış olabilir; ancak gerçeklerin pek çok zaman rahatsız edici olduğu da bir gerçektir. Gerçekler asla cilalı, makyajlı veya hoş gösterişli olamaz. Ancak eleştiri yapmak, yazmak veya düşünce özgürlüğünü kullanmak bir hak iken; bunu bir hakaret gibi algılamak yanlıştır. Bugün üniversitelerde yaşadığımız sorunları dile getirmek yerine, bu problemleri dile getirenlerin yargılanması, bu sistemin sorunlu olduğunun bir başka kanıtıdır.
Eleştirmenin ve Eleştirenin Yargılanması
Bu durumda, sormak lazım: Öğretim üyeleri neden huzursuzluğa kapıldı? Sağlık emekçileri neden sürgün ediliyor? Sendikacılar neden mahkemelerde? Sayıştay raporları neden sorun teşkil ediyor? Bu sorular konuşulmayacak mı? Bir ülkede, eleştirenlerin sanık, eleştirilenlerin davacı konumunda olması ciddi bir sorunu işaret etmektedir. Ben beraatimi talep ettim. Çünkü burada söz konusu olan bir suç değil; yalnızca bir hakkın kullanılmasının savunulmasıdır: Eleştiri hakkı.
Bir Dava Değil, Bir Mücadele
Aynı zamanda bu dava yalnızca benim değil; bu, gazetecinin kaleminin sesi, siyasetçinin kelimesinin yankısı ve vatandaşın sesinin duyulması ile ilgili bir meseledir. Bugün beni yargılayan bu zihniyet, yarın başka bireyleri susturma noktasına gelebilir. Çünkü söz konusu olan, bireysel bir mesele değil, herkesin sesini duyurması sorunuyla ilgilidir. Ve kesinlikle akılda tutulması gereken husus; bu ülkede bazen kurşun atan değil, sadece söz söyleyen yargılanabiliyor. Bu durum, adaletin sustuğu zamanlarda gerçeğin en ağır cezasını getirdiğini gösteriyor.
Umudun Sesi: Geçmiş Olsun
Son olarak, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki ve ekibine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Umuyorum ki cezaevinde gün sayanların da bir an önce özgürlüklerine kavuşacakları günler gelir. Hem onların hem de tüm mağdurlar için en iyi dileklerimle.