"Aile Yılı" uygulaması cezaevlerinin duvarına çarptı: Anayasal haklar doluluk oranına takıldı

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan aile birliği hakkı, cezaevlerindeki yüzde 200'ü bulan yoğunluk karşısında karşılıksız kaldı. İktidarın 2025 yılını "Aile Yılı" ilan etmesi ve ardından 2026-2035 dönemini "Aile ve Nüfus On Yılı" olarak tanımlaması, kamuoyunda tartışmaları beraberinde getirdi.

Cumhurbaşkanlığı kararıyla "Aile Yılı" ilan edilen 2025'te, hükümlülerin ailelerine yakın cezaevlerine nakil talepleri, kurumlardaki aşırı doluluk nedeniyle hayata geçirilemedi. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan aile birliği hakkı, cezaevlerindeki yüzde 200'ü bulan yoğunluk karşısında karşılıksız kaldı.

İktidarın 2025 yılını "Aile Yılı" ilan etmesi ve ardından 2026-2035 dönemini "Aile ve Nüfus On Yılı" olarak tanımlaması, kamuoyunda tartışmaları beraberinde getirdi. Muhalefet ve kadın örgütleri, bu adımların ekonomik kriz ve toplumsal sorunları perdeleyen sembolik birer hamle olduğunu savunurken, ceza infaz kurumlarında yaşanan uygulamalar bu söylemin altını doldurmakta yetersiz kaldı.

Hukuki Güvence Kağıt Üstünde Kaldı

Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" ilkesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi, her bireyin aile hayatına saygı gösterilmesi hakkını güvence altına alıyor. Ancak 2025 yılı boyunca Türkiye genelindeki birçok cezaevinden gelen nakil talepleri, bu hukuki güvencelere rağmen "fiziki imkansızlık" gerekçesiyle reddedildi.

Tarsus, Bandırma ve Afyonkarahisar gibi farklı bölgelerdeki cezaevlerinde tutulan hükümlüler, ailelerinin sağlık sorunları veya ekonomik yetersizlikler nedeniyle kendilerini ziyarete gelemediğini belirterek nakil dilekçeleri verdi. Fakat Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, bu başvuruları kurumların kapasite sınırlarını aşan doluluk oranlarını öne sürerek olumsuz yanıtladı.

Fiziki Kapasite Engeli Aileleri Ayırıyor

Örneğin, bir hükümlünün naklini istediği Burdur E Tipi Cezaevi'nde doluluk oranı yüzde 143, Isparta E Tipi'nde ise yüzde 158 olarak kayıtlara geçti. Ödemiş Cezaevi gibi diğer noktalarda da yüzde 142 seviyelerinde seyreden doluluk oranları, ailelerin yakınlarıyla görüşme haklarını pratikte kullanılamaz hale getirdi.

Sivil toplum kuruluşları ve muhalefet kanadı, iktidarın "Aile" vurgulu projelerinin, mevcut cezaevi gerçekliğiyle çeliştiğini savunuyor. Kadın hakları dernekleri ise hükümetin aile söylemini öne çıkarırken, kadının toplumsal konumunu ve temel haklarını arka plana ittiği eleştirisini dile getiriyor. Kamu Denetçiliği Kurumu’na taşınan bu bireysel başvurular, Türkiye'deki infaz sisteminin kapasite sorununun, temel insan hakları olan aile birliği üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

İLGİLİ HABERLER