Günümüzde modern bir sanayi ve tarım kenti kimliğiyle parlayan bu şehir geçmişin derinliklerinde çok farklı isimlerle ve kültürel katmanlarla anılmıştır. Neolitik çağdan başlayarak Hititlere, Hellenistik döneme ve ardından Türk-İslam medeniyetine kadar uzanan bu süreçte kentin kimliği her dönemde yeniden inşa edilmiştir. Tarihin tozlu sayfaları karıştırıldığında Aksaray’ın sadece bir yerleşim yeri değil aynı zamanda bilimin, dinin ve ticaretin kalbinin attığı stratejik bir merkez olduğu açıkça görülmektedir
İnsanlığın İlk İzleri Ve Aşıklı Höyük Mirası
Aksaray sınırları içerisinde yer alan Aşıklı Höyük bölgenin tarih öncesi çağlarda ne kadar hayati bir rol oynadığını kanıtlayan en somut verileri sunmaktadır. Tarımın başlangıcına ve yabani hayvanların evcilleştirilmesine ilk kez tanıklık eden bu topraklar aynı zamanda obsidyen işleme teknolojisinde ulaşılan ileri seviyeyle dikkat çekmektedir. Dönemin insanlarının sadece hayatta kalma mücadelesi vermediği aynı zamanda tıp alanında da devrim niteliğinde adımlar attığı arkeolojik bulgularla sabittir. Aşıklı’da gerçekleştirilen kafatası ameliyatı gibi tıbbi müdahaleler bu bölgenin antik çağlarda sanılandan çok daha ileri bir medeniyet düzeyine sahip olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bu yerleşim alanı bugünkü Aksaray’ın köklerinin ne kadar derin ve sarsılmaz bir temele oturduğunu simgelemektedir.
Hellenistik Dönemin İhtişamlı Şehri Arkhelais
Kentin tarihsel süreçteki en bilinen eski isimlerinden biri olan Arkhelais ismi Hellenistik dönemde Kapadokya Krallığı’nın hakimiyeti sırasında literatüre girmiştir. Ancak bu isimden çok daha öncesinde Hitit metinlerinde bölgenin Nenessa ya da Nenossos olarak anıldığına dair güçlü bulgular mevcuttur. Roma İmparatorluğu döneminde de önemini koruyan Arkhelais ismi stratejik bir askeri üs ve idari merkez olmayı sürdürmüştür. Hristiyanlığın ilk yayılma yıllarında Roma’nın baskısından kaçan inançlı grupların bu bölgeye sığınmasıyla birlikte Aksaray ve çevresi devasa bir yeraltı şehri ve kaya kiliseleri ağına dönüşmüştür. Ihlara Vadisi gibi doğal korunaklar içerisinde inşa edilen bu yapılar kentin manevi ve mimari kimliğine silinmez bir mühür vurmuştur.
Selçuklu Döneminde Ticaretin Merkezi Ve Darüzzafer
Anadolu’nun Türk yurdu haline gelmesiyle birlikte Aksaray için yepyeni ve altın bir çağ başlamıştır. Özellikle Anadolu Selçuklu Devleti döneminde şehir İpek Yolu’nun en kritik duraklarından biri haline getirilmiştir. Sultan İkinci Kılıçarslan’ın bölgeye olan özel ilgisi kentin mimari açıdan baştan aşağı yenilenmesini sağlamıştır. Sultan şehre o kadar çok kervansaray, medrese, cami ve hamam kazandırmıştır ki bölge bir nevi bilim ve ticaret başkenti kimliği kazanmıştır. Bu dönemde askeri başarıların ve huzurun simgesi olarak Darüzzafer yani zaferler kapısı unvanıyla da anılan kent Selçuklu sultanlarının gözbebeği olmuştur. İkinci Kılıçarslan’ın bölgeye kazandırdığı bu görkemli eserler kentin sosyal dokusunu tamamen değiştirmiştir.
Beyaz Mermerlerden Gelen Aksaray İsminin Doğuşu
Kentin binlerce yıllık isim serüveni Selçuklu Sultanı İkinci Kılıçarslan’ın Arkhelais ismini resmen değiştirmesiyle bugünkü formuna kavuşmuştur. Sultan’ın burada inşa ettirdiği binalarda kullanılan beyaz mermerlerin ve kentin temiz, ihtişamlı görünümünün bir sonucu olarak yerleşim birimi Aksaray adını almıştır. Bu isim değişikliği sadece bir kelime tercihinden öte bölgenin artık tamamen Türk-İslam kimliğiyle özdeşleştiğinin bir ilanı niteliğindedir. Beyaz saraylar ve mamur yapılar şehri anlamına gelen bu adlandırma yüzyıllar boyunca korunmuş ve Osmanlı döneminde de aynı değerle yaşatılmıştır. Bugün Aksaray dendiğinde akla gelen o asil ve tarihi duruş Hititlerden Selçuklulara kadar uzanan bu muazzam kültürel mirasın ve her devirde değişen ancak ruhunu koruyan isimlerin ortak bir eseridir.