Dünyaca ünlü stratejist Doug Moglia, altın fiyatlarında uzun vadeli yükselişin ivme kazanarak devam edeceğini belirterek, fiyatların orta vadede rekor seviyelere tırmanacağını öngördü.
Finans dünyası, Rockefeller Global Investment Management’ın makro stratejisti Doug Moglia’nın yayınladığı son raporla hareketlendi. Yeni emtia döngüsünün ana merkezinde altının yer aldığını savunan Moglia, boğa piyasasının mevcut dinamikleriyle gücünü koruduğuna dikkat çekiyor. Uzman analiste göre, altın fiyatlarının 2027 yılı itibarıyla 5.500 doları aşması, 2030 öncesinde ise 8.000 dolar bandına yerleşmesi ve uzun vadede 10.000 doları zorlaması kuvvetli bir ihtimal olarak öne çıkıyor.
Merkez bankalarının stratejik adımları
Altın piyasasındaki bu iyimser beklentinin arkasında, küresel merkez bankalarının son üç yıldır sergilediği yoğun alım iştahı yatıyor. Yıllık küresel maden üretiminin dörtte birine denk gelen bu devasa talep, özellikle Rusya’ya uygulanan yaptırımların ardından bir güvenlik arayışına dönüştü. Moglia, merkez bankalarının rezerv portföylerinde altının ağırlığını artırarak, uzun vadede doların rezerv payı olan yüzde 56’lık seviyeye yaklaşmaya çalıştığını vurguluyor.
Yapay zeka ve enerji dönüşümü ile gümüşün geleceği
Yatırımcıların radarına takılan bir diğer kıymetli metal olan gümüş ise 2025 yılından bu yana yüzde 152’lik artışla dikkat çekiyor. Yeşil enerji yatırımları ve yarı iletken talebi, gümüşte yapısal bir arz açığını tetikliyor. Ancak gümüş madenciliğinin genellikle yan ürün odaklı olması, fiyat hareketlerindeki esnekliği kısıtlıyor. Altın-gümüş rasyosundaki normalleşme sürecini işaret eden uzmanlar, gümüşün kısa vadeli getiri potansiyelinin altına oranla daha zayıf kaldığını belirtiyor.
Fiziksel altının ötesi: Madencilik hisseleri
Moglia, doğrudan altın tutmak yerine madencilik şirketlerine odaklanmanın daha kârlı bir strateji olabileceği görüşünde. Operasyonel kaldıraçları güçlenen sektör devlerinin, 2025 yılı itibarıyla 20 milyar dolara yakın serbest nakit akışı üretmesi bekleniyor. Fiziksel altının depolama maliyeti ve getiri sağlamayan yapısına karşılık, madencilik hisselerinin temettü ve geri alım programları sayesinde yatırımcıya daha somut bir değer sunduğu ifade ediliyor. Jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde, madencilik endeksindeki faaliyet marjlarının 2011’den beri görülen en yüksek seviyelere çıkması, bu alandaki cazibeyi pekiştiriyor.