Batılı zihniyetin gizli sömürgeciliği: İnsan ruhu nasıl kuşatılıyor?

Dr. Kemal Sayar, katıldığı uluslararası bir forumda sömürgeciliğin sadece sınırları değil, insan psikolojisini ve kimlik algısını da hedef alan derin bir işgal süreci olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Kemal Sayar, katıldığı uluslararası bir forumda sömürgeciliğin sadece sınırları değil, insan psikolojisini ve kimlik algısını da hedef alan derin bir işgal süreci olduğunu belirtti.

Küresel krizlerin kökenlerini ve sömürge tarihinin bıraktığı izleri tartışmak amacıyla düzenlenen World Decolonization Forum, önemli tespitlere ev sahipliği yaptı. "Sömürgecilikten Kurtulma ve Ruhsal Yaşam" başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Kemal Sayar, modern dünyanın karşı karşıya kaldığı "zihinsel işgal" meselesini masaya yatırdı.

Tek tip insan modeline zorlanan toplumlar

Sayar, Batılı toplumların kendi normlarını evrensel standartlar gibi sunarak dünya genelinde tek tip bir insan modeli oluşturmaya çalıştığını savundu. Özellikle antropoloji ve psikiyatri bilimlerinin tarihsel süreçte sömürgeci amaçlara nasıl alet edildiğine dikkat çeken Sayar, Batı dışındaki toplumların "ilkel" veya "çocuksu" olarak nitelendirilmesinin bir egemenlik aracı olduğunu belirtti. Bu yaklaşımın, sözde medenileştirme projeleri altında toprakları işgal etme ve kültürel tahakküm kurma çabalarına zemin hazırladığını ifade etti.

Epistemik şiddet ve benlik algısının bozulması

Kültürel değerlerin önemsizleştirilmesi veya folklorik birer dekor seviyesine indirilmesinin bir tür "epistemik şiddet" olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sayar, bu sürecin sonunda mağdur toplumların kendilerine sömürgecinin gözüyle bakmaya başladığını belirtti.

Sayar, bu durumu şu şekilde açıkladı: "Bilginin yer değiştirmesi olarak tanımlanan bu süreçte, birey kendi kimliğini bir cüce aynasında seyretmeye başlar. Eğer bir toplumun ruhunu ve zihnini işgal etmeyi başarırsanız, o topraklar üzerinde kurduğunuz hakimiyeti çok daha uzun süre muhafaza edebilirsiniz."

İLGİLİ HABERLER