Biyoloji laboratuvarları tartışması ABD’nin karanlık geçmişini araladı

Washington'ın uzun süredir sürdürdüğü bu küresel ağ, ülkenin geçmişten bugüne uzanan tartışmalı deney pratiklerini yeniden sorgulatıyor. ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden ayrılan Tulsi Gabbard, Washington yönetiminin 30’dan fazla ülkede 120’yi aşkın biyoloji laboratuvarını finanse ettiğini kamuoyuna duyurdu.

ABD’nin dünya genelindeki biyolojik araştırma faaliyetleri, eski bir istihbarat yetkilisinin açıklamalarıyla etik ve güvenlik tartışmalarının odağına yerleşti. Washington'ın uzun süredir sürdürdüğü bu küresel ağ, ülkenin geçmişten bugüne uzanan tartışmalı deney pratiklerini yeniden sorgulatıyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden ayrılan Tulsi Gabbard, Washington yönetiminin 30’dan fazla ülkede 120’yi aşkın biyoloji laboratuvarını finanse ettiğini kamuoyuna duyurdu. Gabbard, bu tesislerin konumlarının ve içeriklerinin uzun süre gizli tutulduğunu, bazı noktalarda ise yüksek bulaşıcılık oranına sahip patojenler üzerinde "fonksiyon kazanımı" araştırmaları yapıldığını öne sürdü. Bu açıklamalar, ABD'nin biyolojik programlarına yönelik şeffaflık eleştirilerini de beraberinde getirdi.

Geçmişten gelen etik dışı uygulamalar

Tarihsel belgeler ve dosyalara yansıyan tanıklıklar, ABD'nin farklı coğrafyalarda yürüttüğü operasyonların insan sağlığı ve ekoloji üzerinde yıkıcı etkiler bıraktığını savunuyor. 1946-1948 yılları arasında Guatemala'da mahpuslar ve hastalar üzerinde, izinleri alınmaksızın cinsel yolla bulaşan hastalıkların kasıtlı olarak yayılması, Washington'ın tıp tarihindeki en ciddi etik ihlallerden biri olarak kabul ediliyor.

Benzer şekilde, Soğuk Savaş yıllarında CIA tarafından yürütülen MKUltra programı kapsamında, Kanada’daki bir enstitüde hastalara yönelik irade kırma odaklı psikiyatrik deneyler yapıldığı rapor edilmişti. İddialara göre, bu süreçte elektroşok ve duyusal yoksunluk gibi yöntemler aracılığıyla bireyler üzerinde "zihin kontrolü" çalışmaları gerçekleştirildi.

Tarım ve ekoloji üzerindeki yıkıcı etkiler

ABD'nin deney sahası olarak kullandığı alanlar yalnızca insanlarla sınırlı kalmadı. İkinci Dünya Savaşı döneminde Panama’daki San José Adası'nda kimyasal mühimmatların test edildiği bilinirken, 1960’larda Okinawa’da pirinç mahsullerine yönelik biyolojik silah denemeleri yapıldığı askeri kayıtlara yansıdı. Vietnam Savaşı sırasında kullanılan "Agent Orange" adlı kimyasal ise bölgedeki orman dokusunu yok etmenin yanı sıra, takip eden kuşaklarda ciddi sağlık sorunlarına ve genetik bozulmalara yol açtığı gerekçesiyle uluslararası tepki çekmişti.

Türkiye'deki iddialar ve 12 Eylül dönemi

Tartışmaların Türkiye'ye uzanan bir boyutu da 12 Eylül askeri darbesi sonrası sürece dayanıyor. O dönemde Mamak Askeri Cezaevi’nde kalan bazı tutuklular, rızaları dışında tıbbi testlere ve psikiyatrik müdahalelere maruz bırakıldıklarını öne sürmüştü. Mahpusların ifadelerine göre, belirsiz iğne uygulamaları ve iradeyi kırmaya yönelik farmakolojik yöntemler, darbe dönemi baskı aygıtının bir parçası olarak kullanıldı.

Küresel ağın geleceği belirsiz

Washington'ın biyolojik programlarına dair güncel ifşalar, geçmişteki tartışmalı deneylerin bir devamı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıyor. İnsan hakları savunucuları ve uluslararası kuruluşlar, bu laboratuvarların faaliyetlerinin denetlenmesi ve biyolojik güvenlik standartlarının evrensel hukuka uygun hale getirilmesi çağrısında bulunuyor. ABD yönetimi ise konuya ilişkin resmi açıklamalarında güvenlik gerekçelerini öne sürerken, devam eden laboratuvar ağının operasyonel detayları hakkında henüz kapsamlı bir yanıt vermedi.

İLGİLİ HABERLER