Dorukhan Büyükışık cinayeti davasında delil karmaşası: Tanıklar görmedi, polis 'önemsiz' saydı

İzmir’in Narlıdere ilçesindeki bir şantiyede 2018 yılında cansız bedeni bulunan Dorukhan Büyükışık’ın ölümü, uzun süre intihar vakası olarak değerlendirilmişti.

Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın oğlunun şüpheli ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada, olay yeri incelemesindeki ciddi tutarsızlıklar davanın seyrini değiştirecek nitelikte yeni soru işaretleri doğurdu.

İzmir’in Narlıdere ilçesindeki bir şantiyede 2018 yılında cansız bedeni bulunan Dorukhan Büyükışık’ın ölümü, uzun süre intihar vakası olarak değerlendirilmişti. Ancak yürütülen kapsamlı soruşturma sonucunda durumun bir cinayet olabileceği şüphesi ağırlık kazandı. Bu süreçte, dönemin polis yetkilileri ve şantiye çalışanları da dahil olmak üzere 24 şüphelinin tutuklanmasıyla dava derinleşti.

Çelişkili İfadeler ve Kayıp Deliller

Soruşturma dosyasında, olayın yaşandığı bölgede bulunan nesnelerle ilgili tanık beyanları ile güvenlik güçlerinin tutanakları taban tabana zıt bir tablo çiziyor. İnşaat sahibi Mehmet Münir Tanyer ve oğlu Mehmet Taylan Tanyer, olay yerinde cesedin etrafında herhangi bir anahtar, peçete veya sigara paketi görmediklerini iddia ettiler. Şantiye çalışanlarından Musa Erikçi de benzer bir ifade vererek, bölgedeki sigara izmaritlerinin eski olduğunu ve maktulle bir bağı bulunmadığını öne sürdü.

Polis Tutanaklarında Çarpıcı İtiraf

Öte yandan, olay yeri incelemesinde görev alan polis memurlarının ifadeleri, delillerin akıbeti konusunda şok edici detaylar içeriyor. Polis memuru D.Ö.Ö., bölgedeki ayakkabı izi, sigara paketi ve izmaritlerin tespit edildiğini ancak "inşaat pisliği ve kirli oldukları" gerekçesiyle muhafaza altına alınmadığını itiraf etti.

Diğer taraftan, bir başka polis memuru D.A.’nın beyanları ise durumu daha da karmaşık hale getirdi. D.A., olay yerinde araba anahtarı, peçete ve kulaklık gibi önemli objeleri net bir şekilde hatırladığını belirterek, diğer tanıkların ifadelerini boşa düşüren bilgiler verdi. Delillerin toplanmasındaki bu özensizlik ve beyanlar arasındaki uçurum, adaletin tecelli etmesi beklenen davada büyük bir "delil muamması" yarattı.

İLGİLİ HABERLER