Türkiye’nin savunma sanayii hamleleri ve küresel diplomasideki yükselen ivmesi, dış dünyada şaşkınlık ve hayranlıkla karşılanan yeni bir jeopolitik dönemi başlatıyor.
Eski Türkiye imajından hızla sıyrılarak savunma sanayiinde devrim niteliğinde adımlar atan Ankara, uluslararası kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Geçmişin içe kapalı, savunma teknolojilerinde dışa bağımlı ve terörle mücadeleye mahkûm edilmiş ülke profilinin yerini; kıtalararası balistik füze teknolojilerine sahip, bölgesel ve küresel ölçekte oyun kurucu bir aktör aldı.
Küresel ölçekte "Türkler ne yapıyor?" şaşkınlığı
Türkiye’nin özellikle savunma sanayiindeki atılımları, başta Yunanistan ve İsrail olmak üzere birçok ülkenin strateji merkezlerinde derin bir endişe ile takip ediliyor. "Osmanlı geri mi dönüyor?" endişesiyle birleşen bu şaşkınlık, yabancı medyada "Türkleri durdurmalıyız" temalı makalelerin ve feryatların artmasına neden oluyor. 6000 kilometre menzilli YıldırımHan balistik füzesinin geliştirilmesi, küresel ölçekte "oyun değiştirici" bir gelişme olarak kabul edilirken, Financial Times gibi prestijli yayınlar Türkiye’nin bu teknolojiye sahip sınırlı sayıdaki ülkeler arasına girdiğini kabul etmek zorunda kaldı.
Balkanlardan Afrika'ya genişleyen nüfuz alanı
Türkiye’nin savunma sanayiindeki başarısı, sadece teknolojik bir üstünlükle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda Ankara’nın jeopolitik nüfuzunu da genişletiyor. Balkanlar’da Kosova’ya verilen askeri destek ve Afrika genelinde kurulan güvenlik ortaklıkları, sömürge düzeninden beslenen ülkelerin uykularını kaçırıyor. Türk savunma sanayiinin güvenliği altına giren ülkeler, Ankara’nın askeri eğittiği modern ordularla kendi kaderlerini tayin etmeye başlarken, Batı basını Türkiye’nin dünyanın en büyük silah ihracatçılarından biri haline gelmesini dikkatle analiz ediyor.
Ankara’nın artan stratejik ağırlığı, bugün sadece bölgesel değil, Avrupa’nın güvenliği için de vazgeçilmez bir referans noktası haline gelmiş durumda. Suriye’den Libya’ya, Türkistan’dan Körfez ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada, Türkiye’nin oluşturduğu güvenlik paktları ve stratejik hamleler, uluslararası siyasette yeni bir güç dengesinin habercisi olarak değerlendiriliyor.