Emek mücadelesinde algı operasyonu: 1 Mayıs bir zafer mi, yoksa bir teslimiyet hikayesi mi?

Türkiye, son dönemde akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bir siyasi iklimle karşı karşıya. Aylardır sokaklarda, yalın ayak ve aç karnına hak arayan, türlü engellerle ve şiddetle karşılaşan emekçilerin sesi, uzun süre ana akım medya tarafından görmezden gelindi.

Sınıfsal hak arayışlarının bir lütuf gibi sunulduğu günlerden geçiyoruz; 1 Mayıs öncesi apar topar çözülen sorunlar, emeğin gerçek zaferi mi yoksa iktidar ve muhalefetin el birliğiyle kurguladığı bir senaryo mu?

Türkiye, son dönemde akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bir siyasi iklimle karşı karşıya. Aylardır sokaklarda, yalın ayak ve aç karnına hak arayan, türlü engellerle ve şiddetle karşılaşan emekçilerin sesi, uzun süre ana akım medya tarafından görmezden gelindi. Ancak 1 Mayıs’a sayılı saatler kala yaşananlar, tam bir algı mühendisliği örneği olarak tarihe geçti. Bir anda açılan para muslukları ve çözülen sorunlar, muhalefet tarafından "emeğin zaferi" olarak alkışlansa da, bu durum aslında derin bir siyasi sefaletin dışa vurumundan başka bir şey değil.

Sermayenin gölgesinde bir sınıf fıkrası

İktidarın, seçime giderken sermayeye verdiği "parayı emeğe saçın" talimatı, sendikal hareketin içler acısı halini de gözler önüne serdi. Geçmişin devrimci sendikal geleneğini temsil eden yapıların, bugün iktidar ve işverenle girdiği bu tuhaf ilişki, emek mücadelesini bir sadaka kültürüne indirgemiş durumda. Sendikalardan siyasi partilere, akademiden sanata kadar geniş bir yelpazede, bu "danışıklı dövüş" düzenine sessiz kalan veya bu bataklığa su taşıyan herkes, yaşanan bu yozlaşmanın ortak sorumlusudur.

Demokratik kitle örgütü kimliğine dönüş şart

Bugün ihtiyaç duyulan şey, 12 Eylül sonrası yerleşen "sivil toplum" maskeli etkisiz yapıların ötesine geçmektir. Emek mücadelesi, ancak tankların ve gerici postalların gölgesinden kurtulmuş, gerçek anlamda demokratik kitle örgütü bilincine sahip bir yapıyla yeniden inşa edilebilir. Aksi takdirde, siyaset sahnesindeki bu kayıkçı kavgaları, halkın gündemini belirlemeye ve gerçek sorunların üzerini örtmeye devam edecektir.

Gündemleri onların, Mayıslar bizimdir

Siyasetten spora, eğitimden sağlığa kadar hayatın her alanını kuşatan bu vasatlık ve yozlaşma, toplumun geleceğini çalıyor. Ancak unutulmamalıdır ki, bu çarkı kıracak olan yine halkın kendi bilinci ve iradesidir. Başkalarının dayattığı sahte gündemlerin peşinde sürüklenmek yerine, kendi öz değerlerimize, emeğin onuruna ve devrimci ruhumuza sahip çıkma vakti gelmiştir.

Sonuç olarak; yoksulluğun, korkunun ve savaşın gölgesinde tükenen bir ömür değil, umut dolu bir gelecek inşa etmek bizim elimizde. Gündemleri ne kadar kirli olursa olsun, 1 Mayıs’ın taşıdığı o sarsılmaz ruh ve "No Pasaran" kararlılığı, bu karanlığı dağıtacak tek güçtür. Su akar ve yolunu mutlaka bulur; gerçek emekçilerin zaferi, bir gün mutlaka gelecektir.

İLGİLİ HABERLER