ABD ve İran arasında varılan geçici uzlaşıya rağmen İsrail hükümeti, Lübnan ve çevre bölgelerdeki askeri hakimiyetini koruyacağını açıkladı. Tel Aviv cephesinden gelen mesajlar, bölgedeki stratejik hedeflerin diplomatik mutabakatların ötesinde olduğunu gösteriyor.
ABD ile İran hattında sağlanan mutabakatın yankıları sürerken, İsrail kanadından gelen ilk resmi tepkiler sahadaki askeri planların değişmeyeceğine işaret etti. Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde kontrolü altına aldığı bölgelerden geri çekilmeyeceğini ifade etti. Katz, bu tavrın sadece Lübnan ile sınırlı olmadığını; Suriye ve Gazze Şeridi’nde halihazırda denetim altında tutulan bölgelerde de süresiz bir varlık öngördüklerini belirtti.
Bakan Katz, Tahran yönetiminin anlaşma şartı olarak öne sürdüğü saldırıların durdurulması talebine karşılık, İsrail’e yönelecek herhangi bir tehdide karşı "büyük bir güçle" yanıt verileceğini vurguladı. Son iki buçuk yıllık süreçte İsrail kuvvetlerinin bölgede yaklaşık bin kilometrekarelik bir alanı kontrol altına aldığı verisi dosyaya yansımış durumda.
Hükümet içinde sert tepkiler
Anlaşmaya yönelik en sert çıkışlardan biri, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’den geldi. Ben-Gvir, sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmede ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülüğünde sağlanan mutabakatın İsrail’i bağlamadığını savundu. İsrail’in bir "ABD sömürgesi" olmadığını belirten Ben-Gvir, güvenliği tam olarak sağlamayan hiçbir diplomatik girişime taraf olmayacaklarını ifade etti.
Güvenlik stratejisi ve Hizbullah vurgusu
Ben-Gvir, Hizbullah tamamen dağıtılmadan hiçbir ateşkesin kabul edilebilir olmadığını öne sürdü. Aşırı sağcı bakan, Lübnan topraklarından İsrail’e yönelik fırlatılan her bir insansız hava aracı veya füzenin, Beyrut’un Dahiye bölgesindeki askeri hedeflerin vurulmasıyla sonuçlanacağını iddia ederek, sahadaki saldırgan tutumun devam edeceğinin sinyalini verdi.
Diplomatik girişimlere rağmen bölgedeki askeri hareketliliğin sürdüğü gözlenirken, İsrailli yetkililerin açıklamaları Washington ve Tahran arasında kurulan köprülerin Tel Aviv üzerindeki baskısının sınırlı kalacağını gösteriyor. Tarafların birbirine yönelik sert söylemleri, bölgesel çatışma riskinin yüksek seyrini koruduğunu teyit eder nitelikte.