Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonu, elindeki delilleri şeffaf bir şekilde paylaşmayan kurumları eleştirerek, insani bir dramın araçsallaştırılmasına karşı net bir duruş sergiledi.
Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonu Doğrulama ve Belgeleme Sorumlusu Ammar El-İsa, kayıplar dosyasının hakkaniyetli bir şekilde çözüme kavuşturulması önündeki en büyük engelin bazı kuruluşların ketum tavrı olduğunu belirtti. El-İsa, ellerindeki belge ve verileri saklayan sivil toplum kuruluşlarını, bu dosyaları birer "ticaret malzemesi" haline getirmekle suçladı.
Ulusal Çatı Altında Birleşme Çağrısı
El-İsa, gerçeğe ulaşmanın ve mağdur ailelerin acılarını dindirmenin bireysel rekabetle değil, ancak devlet öncülüğünde kurumsal bir iş birliğiyle mümkün olabileceğini ifade etti. Suriye El-İhbariye kanalına açıklamalarda bulunan yetkili, Komisyonun hiçbir kurumun çabasını küçümsemediğini ancak tüm verilerin tek bir resmi çatı altında toplanması gerektiğini vurguladı. El-İsa, "Bu insani dosya, herkesin katkısına açık ancak kurumsal bir ciddiyetle yönetilmeli" diyerek tüm taraflara veri paylaşımı için iş birliği çağrısında bulundu.
Rania El-Abbasi Örneği: Devletin İradesi Başarıyı Getirdi
Rania El-Abbasi ve çocuklarının kimlik tespiti sürecinin, kurumsal iş birliğinin önemini kanıtlayan bir model olduğunu belirten El-İsa, sürecin başarısını şu sözlerle özetledi: "Çocukların kimliğine ulaşılması, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları ile Komisyonumuzun ortak kurduğu bir operasyon odası sayesinde mümkün oldu. Bireysel girişimler yerine devlet kurumlarının koordinasyonu, sonuca ulaşmada en güvenli yoldur."
Öte yandan Komisyon, yakın zamanda Brüksel merkezli bir insan hakları kuruluşundan teslim alınan 29 video kaydının incelemeye alındığını duyurdu. Yetkililer, davanın hassasiyeti nedeniyle doğrulanmamış bilgilerin yayılmamasını ve mağdur ailelerin onurunu zedeleyecek kışkırtıcı söylemlerden kaçınılmasını özellikle rica etti.