Körfez’de güç satrancı: Suudi Arabistan diplomasisi bölgenin kaderini mi belirliyor?

Körfez bölgesindeki jeopolitik fay hatları, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında belirginleşen farklı yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor.

Brezilyalı jeopolitik uzmanı Patricia Marins, Suudi Arabistan'ın bölgedeki diplomatik manevralarını mercek altına alarak, Riyad'ın mevcut küresel belirsizlik ortamında Körfez'in yeni oyun kurucusu haline geldiğini ifade etti.

Körfez bölgesindeki jeopolitik fay hatları, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında belirginleşen farklı yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor. Analist Patricia Marins, Riyad yönetiminin izlediği soğukkanlı ve hesaplı dış politikanın, bölgede "stratejik bir derinlik" yarattığını savunuyor. Marins’e göre, BAE'nin İsrail ve ABD ile kurduğu savunma ekseni bölgede bir izolasyon riski doğururken, Suudi Arabistan'ın çok boyutlu diplomasi trafiği meyvelerini vermeye başladı.

Diplomasinin getirdiği güvenlik kalkanı

Suudi Arabistan'ın özellikle Husiler ile yürüttüğü diplomatik sürecin, uzun yıllar boyunca devam eden güvenlik risklerini büyük ölçüde bertaraf ettiğine dikkat çeken Marins, durumu "ustalıkla kurgulanmış bir denge oyunu" olarak tanımlıyor. Eskiden ciddi bir tehdit olarak görülen husumetlerin, bugün Suudi deniz ticaretini koruyan birer kalkana dönüştüğünü vurgulayan uzman, bu hamlelerin Riyad'a büyük bir hareket alanı sağladığını belirtiyor. Ayrıca, İran ile varılan boru hattı mutabakatının, ülkenin petrol ihracat kapasitesini güvence altına alarak ekonomik altyapıyı koruma altına aldığını ifade ediyor.

Ayrışan eksenler ve geleceğin hesabı

Körfez coğrafyasındaki bu stratejik farklılıklar, iki ana ekseni gün yüzüne çıkarıyor. Bir yanda dış askeri güce dayalı bir savunma anlayışını benimseyen BAE, diğer yanda bölgesel diplomasiyi merkeze alan Suudi Arabistan liderliğindeki blok yer alıyor. Marins, BAE'nin İsrail ile kurduğu askeri yakınlığın, komşularıyla olan ilişkilerini uzun vadede zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor.

Analiste göre Riyad, BAE-İsrail iş birliğinin geçici bir evre olduğunu öngörüyor. Suudi Arabistan'ın, BAE'nin yaşadığı stratejik daralmanın sonunda Muhammed bin Zayid yönetimini yeniden bölgesel ittifaklara dönmeye zorlayacak bir "bekle ve gör" politikası izlediği, bu sürecin sonunda ise Riyad'ın tek kurşun atmadan Körfez'in fiili liderliğini pekiştireceği değerlendiriliyor.

İLGİLİ HABERLER