Küresel diplomasi trafiğinde güç dengeleri Ankara lehine değişiyor

İngiliz The Economist dergisinin yayınladığı son analiz, uluslararası siyasette uzun süredir devam eden Batı merkezli çözüm mekanizmalarının etkinliğini yitirdiğini ortaya koyuyor.

Uluslararası ilişkilerde Batılı geleneksel arabuluculuk modellerinin gücünü yitirdiği bir dönemde, Türkiye’nin pragmatik dış politikası küresel krizlerin çözümünde merkez üssü haline geldi.

İngiliz The Economist dergisinin yayınladığı son analiz, uluslararası siyasette uzun süredir devam eden Batı merkezli çözüm mekanizmalarının etkinliğini yitirdiğini ortaya koyuyor. Soğuk Savaş sonrasında diplomatik tıkanıklıkları aşmada öncü olan Birleşmiş Milletler ve çeşitli Avrupa ülkelerinin arabuluculuk faaliyetlerinin, günümüzün karmaşık jeopolitik rekabetinde yeterli etkiyi sağlayamadığı kaydedildi. Dergi, bu boşluğun bölgesel güçlerin kendi ulusal çıkarlarını gözeten aktif diplomasi anlayışıyla dolduğunu öne sürüyor.

Diplomatik dönüşümün temelinde ise küresel Güney ülkelerinin artan ağırlığı ve Batı kurumlarına yönelik güvenin zayıflaması yatıyor. Bu süreçte Türkiye, kriz masalarında sadece bir gözlemci değil, doğrudan çözüm ortağı olan bir aktör olarak öne çıkıyor.

Karadeniz ve ötesinde aktif diplomasi

Türkiye’nin uluslararası arenadaki yükselişi, özellikle Rusya ve Ukrayna arasında devam eden çatışmalarda yürüttüğü dengeleyici politika ile somutlaşıyor. Ankara’nın tahıl sevkiyatı ve enerji arz güvenliği gibi kritik başlıklardaki kolaylaştırıcı rolünün, küresel sistemdeki diplomatik nüfuzunu pekiştirdiği ifade ediliyor. Analizde ayrıca, Türkiye’nin sadece Avrupa coğrafyasıyla sınırlı kalmadığına vurgu yapılıyor.

Afrika Boynuzu'nda yeni arabulucu

Türkiye'nin diplomatik etkisi, Etiyopya ve Somali arasındaki egemenlik ve deniz yetki alanlarına ilişkin gerilimlerde de kendini gösteriyor. Bölgedeki taraflar arasında dengeleyici bir misyon üstlenen Ankara, bölgesel krizlerin çözümünde başvurulan ilk adreslerden biri haline gelmiş durumda.

Yeni dönemde Türkiye'nin izlediği bu proaktif diplomasi çizgisinin, geleneksel arabuluculuk yöntemlerinin yerini alan "çözüm odaklı bölgesel inisiyatifler" açısından önemli bir model oluşturduğu değerlendiriliyor. Uzmanlar, Türkiye'nin farklı coğrafyalarda sürdürdüğü bu dengeli yaklaşımın, önümüzdeki dönemde uluslararası güvenlik mimarisindeki rolünü daha da artırabileceğini belirtiyor.

İLGİLİ HABERLER