Küresel Ekonomide Bloklaşma Dönemi: ABD ve Çin Arasındaki Rekabetin Yeni Yüzü

Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Arzu Al, süper güçler arasındaki bu yeni sistemik rekabetin, geleneksel ticaret kurallarını nasıl kökten değiştirdiğini değerlendirdi.

Dünya ekonomisi, serbest piyasa ilkelerinin yerini ulusal güvenlik kaygılarının aldığı, daha parçalı ve jeopolitik risklerin merkezde olduğu bir sürece doğru evriliyor. Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Arzu Al, süper güçler arasındaki bu yeni sistemik rekabetin, geleneksel ticaret kurallarını nasıl kökten değiştirdiğini değerlendirdi.

Enerji Savaşları ve Stratejik Hamleler

Günümüzde enerji sadece ticari bir girdi değil, aynı zamanda doğrudan jeopolitik bir güç aracı haline geldi. Dünyanın en büyük enerji alıcısı olan Çin, yaptırım uygulanan ülkelerle kurduğu özel tedarik ağları sayesinde üretim maliyetlerinde büyük bir avantaj sağlıyor. Prof. Dr. Arzu Al, bu durumun Washington tarafından Pekin’in uzun vadeli yükselişini engellemek için bir "bariyer" olarak algılandığını vurguluyor. ABD'nin İran, Venezuela ve deniz taşımacılığı üzerindeki baskılarını yoğunlaştırması, Çin’in alternatif enerji hatlarını kırma hedefi taşıyor. Buna karşın Pekin, dolar dışı ödeme sistemleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla bu baskıyı göğüslemeye çalışıyor.

Ticaretin Yeni Rotası: Güvenlik Odaklı Ekonomi

ABD ve Çin arasındaki çekişme, artık sadece gümrük vergileriyle sınırlı bir ticaret savaşından çıkarak teknoloji, finans ve tedarik zincirlerini kapsayan devasa bir sistem rekabetine dönüştü. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan çok taraflı ticaret düzeninin bu süreçten ağır yara aldığını belirten Al, firmaların "friend-shoring" veya "de-risking" gibi güvenlik temelli kavramları merkeze aldığını hatırlatıyor.

Öte yandan, üretim ağları tamamen kopmuş değil; aksine Çin, ihracat kapasitesini korumak için üretimini Meksika ve ASEAN ülkelerine kaydırarak "ticaret sapması" olarak adlandırılan yeni bir model yaratıyor. Ancak bu karmaşık yapı, nakliye maliyetlerini ve küresel ölçekteki jeopolitik riskleri de beraberinde getiriyor.

Avrupa'nın Sanayi Çıkmazı ve Üçüncü Ülkeler

ABD-Çin hattında yaşanabilecek olası bir kısa süreli uzlaşı, finansal piyasalara geçici bir iyimserlik sunsa da, orta vadede dünya genelindeki kırılganlık devam ediyor. Özellikle Avrupa Birliği, Çin’in uygun maliyetli elektrikli araç ve yeşil teknoloji ürünlerinin baskısı altında kalarak sanayisizleşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Gelişmekte olan ülkeler için ise tablo daha da zorlayıcı bir hal alıyor. Bir yandan yatırım çekmek için "Çin+1" stratejisiyle fırsatlar yakalayan bu devletler, diğer yandan iki dev blok arasında taraf olmaya zorlanıyor. Bu durum, küresel Güney ülkelerini hem ekonomik avantajlar hem de ikincil yaptırımların oluşturduğu ciddi bir riskle baş başa bırakıyor.

İLGİLİ HABERLER