Savunma harcamalarından altyapı yatırımlarına kadar uzanan kamu harcamaları, dünya genelinde devletleri tahvil piyasalarında benzeri görülmemiş bir borçlanma yarışına itti.
Pandemi döneminde uygulanan düşük faizli borçlanma stratejilerinin yerini, yükselen faiz oranları ve eski borçların çevrilme zorunluluğu aldı. Bloomberg verilerine göre, 2024 yılının ilk yarısında devletlerin gerçekleştirdiği toplam tahvil ihracı 504 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu rakam, COVID-19 kısıtlamalarının yaşandığı 2020 yılının aynı dönemindeki verileri geride bıraktı. Uzmanlar, bu tablonun temelinde sadece yeni yatırımların değil, vadesi gelen eski borçların yeniden finanse edilmesi gerekliliğinin yattığını belirtiyor.
Artan maliyetler ve savunma bütçeleri
Avrupa genelinde özellikle Almanya, savunma ve stratejik altyapı projeleri için mali kural esnekliklerini devreye alarak piyasadan 14 milyar euro kaynak sağladı. İtalya, son on yılın büyük bölümünde olduğu gibi borçlanma liderliğini sürdürürken, İngiltere, Belçika ve Sırbistan gibi ülkeler ise tarihsel olarak rekor seviyede tahvil ihracına imza attı. Borçlanma maliyetlerindeki yükseliş, yatırımcıların yüksek faiz talebiyle birleşince piyasalardaki dengeleri zorlamaya başladı. ABD'de 30 yıllık tahvil faizlerinin 2007'den bu yana ilk kez yüzde 5 sınırını aşması, borçlanma maliyetlerindeki küresel tırmanışın bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
Türkiye'de borç stoku verileri
Türkiye ekonomisinde de benzer bir hareketlilik gözlemleniyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın iç ve dış borç itfaları kapsamında gerçekleştirdiği ihale takvimi dikkat çekiyor. Nisan sonu verilerine göre merkezi yönetim iç borç stoku 14,7 trilyon TL seviyesine ulaşmış durumda. Hazine'nin gerçekleştirdiği son iki ayrı devlet tahvili ihalesi ve TÜFE'ye endeksli ihraçlar üzerinden piyasadan kısa sürede yaklaşık 164 milyar TL tutarında borçlanma sağlandığı raporlara yansıdı.
Refinansman krizi endişeleri
Önümüzdeki dönemde birçok hükümeti bekleyen temel zorluk, geçmiş dönemde alınan uygun faizli borçların vadesinin dolması olacak. Özellikle Euro bölgesi özelinde 2026 yılına kadar refinansman ihtiyacının yüzde 26 oranında artacağı öngörülüyor. Politika yapıcılar, faizler daha da yükselmeden uzun vadeli borçlanma seçeneklerine ağırlık vererek riskleri yönetmeye çalışıyor. Mevcut veriler, devletlerin borç çevirme kapasitesinin küresel piyasalardaki likidite akışıyla doğrudan bağlantılı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.