Meme kanserinde yeni dönem: Kemoterapi devri kapanıyor mu?

Optima çalışması, düşük riskli vakalarda hastaların kemoterapinin ağır yan etkilerine maruz kalmadan sağlıklarına kavuşabileceğini müjdeliyor. Tıp otoriteleri, uzun yıllardır meme kanseri hastalarına uygulanan tedavi protokollerini kökten değiştirebilecek yeni bir gelişmeyi konuşuyor.

Bilim dünyası, genomik testlerin meme kanseri tedavisinde kemoterapinin yerini alabileceğini kanıtlayan devrim niteliğinde bir araştırmaya imza attı. Optima çalışması, düşük riskli vakalarda hastaların kemoterapinin ağır yan etkilerine maruz kalmadan sağlıklarına kavuşabileceğini müjdeliyor.

Tıp otoriteleri, uzun yıllardır meme kanseri hastalarına uygulanan tedavi protokollerini kökten değiştirebilecek yeni bir gelişmeyi konuşuyor. University College London (UCL) tarafından yönetilen ve 6 ülkede 4 binden fazla hasta üzerinde gerçekleştirilen kapsamlı çalışma, hastalığın biyolojik yapısını anlamanın tedavi başarısındaki önemini bir kez daha ortaya koydu.

Tümörlerin genetik haritası çıkarılıyor

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında paylaşılan sonuçlara göre, tümör dokusundaki 50 farklı genin aktivitesini inceleyen genomik testler, hastalığın önümüzdeki on yıl içinde nüksetme ihtimalini yüksek doğrulukla öngörebiliyor. Hormon duyarlı meme kanseri teşhisi konulan 40 yaş ve üzeri hastaları kapsayan araştırmada, düşük risk grubuna giren bireylerin kemoterapiye ihtiyaç duymadan sadece hormon tedavisiyle benzer iyileşme oranlarına ulaştığı kanıtlandı.

Yan etkisiz tedavi mümkün mü?

Beş yıllık izleme sürecinin sonunda, kemoterapi almayan hastaların hayatta kalma ve hastalıksız seyretme oranının yüzde 94, kemoterapi alan grupta ise bu oranın yüzde 95 olduğu gözlemlendi. Elde edilen yüzde birlik küçük fark, araştırmacılar tarafından klinik açıdan anlamlı bir fark yaratmadığı şeklinde yorumlandı.

Uzmanlar, bu verilerin kemoterapinin neden olduğu saç dökülmesi, aşırı yorgunluk, kısırlık ve erken menopoz gibi hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren yan etkilerden kaçınmayı sağlayacağını vurguluyor. Çalışmanın yürütücülerinden Rob Stein, artık klinik tahminler yerine tümörün genetik şifresine odaklanılan, daha kişiselleştirilmiş bir tedavi dönemine girildiğini ifade ediyor. Bu yaklaşım sayesinde gereksiz kemoterapi uygulamalarının önüne geçilmesi ve tedavi süreçlerinin hastalar için çok daha konforlu hale getirilmesi hedefleniyor.

İLGİLİ HABERLER