Tıpta yeni dönem: Dirençli kanser vakalarında devrim yaratan sonuçlar

Amivantamab adlı enjeksiyonun, kemoterapi ve immünoterapiye direnç gösteren tümörler üzerinde etkili olduğu kanıtlandı. Geleneksel tedavilerin tükendiği noktada bilim dünyasını heyecanlandıran bir gelişme yaşandı.

On bir ülkede yürütülen geniş kapsamlı klinik araştırmalar, standart tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen hastalar için umut ışığı oldu. Amivantamab adlı enjeksiyonun, kemoterapi ve immünoterapiye direnç gösteren tümörler üzerinde etkili olduğu kanıtlandı.

Geleneksel tedavilerin tükendiği noktada bilim dünyasını heyecanlandıran bir gelişme yaşandı. Johnson & Johnson tarafından geliştirilen Amivantamab isimli aşı, kanserle mücadelede yeni bir kapı araladı. Farklı ülkelerden gelen 102 gönüllü hasta üzerinde denenen uygulama, baş ve boyun kanseri gibi zorlu türlerde klinik iyileşme gösterdi.

Tedavinin sağladığı veriler ise oldukça çarpıcı. Deneme sürecine katılan 15 hastada tümör hücrelerinin tamamen yok olduğu gözlemlenirken, 28 hastada ise tümör boyutlarında ciddi oranda küçülme kaydedildi. Uzmanlar, aşının sağladığı yaşam süresi katkısının 12,5 ayı bulduğunu ifade ediyor.

Tedavi sürecinde büyük kolaylık

Londra Kanser Araştırma Enstitüsü'nden Prof. Dr. Kevin Harrington, sonuçları tıp dünyası için eşi benzeri görülmemiş bir başarı olarak nitelendirdi. Özellikle tedavi seçenekleri tükenmiş hastalar için bu aşının hayati bir alternatif oluşturduğuna dikkat çeken Harrington, ilacın uygulanma kolaylığının da büyük bir avantaj olduğunu belirtti.

Deri altına küçük bir enjeksiyon şeklinde uygulanan bu yeni yöntem, ayakta tedavi gören hastaların konforunu artırıyor. Üç haftalık periyotlarla yapılan ve yan etkileri oldukça hafif seyreden bu uygulamanın, akciğer, beyin, mide ve kolorektal kanser türlerinde de etkili olup olamayacağına dair araştırmalar sürdürülüyor.

Gereksiz kemoterapinin önüne geçecek teknoloji

Kanser tedavisindeki yenilikler sadece aşıyla sınırlı kalmadı. University College London önderliğinde yürütülen farklı bir çalışma, meme kanseri teşhisi konan hastalar için yeni bir dönemi başlattı. Prosigna adı verilen DNA bazlı genetik test, hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını yüzde yüz isabetle belirliyor.

İngiltere ve Avustralya başta olmak üzere birçok ülkede 4 binin üzerinde hasta üzerinde denenen bu yöntem, katılımcıların büyük bir kısmının yıpratıcı kemoterapi süreçlerine gerek duymadan, yalnızca hormon tedavisiyle iyileşebileceğini ortaya koydu. 50 farklı genin aktivitesini analiz eden bu test, tekrarlama riskini minimize ederek hastaların gereksiz yere ağır tedavilere maruz kalmasını engellemeyi hedefliyor.

İLGİLİ HABERLER