Dünya çapındaki opera kariyeriyle tanınan Hakan Aysev, mesleki başarılarının yanı sıra altı evlilikle sonuçlanan hareketli özel yaşamıyla da dikkat çekiyor.
Türk opera dünyasının en güçlü seslerinden biri olarak kabul edilen ve uluslararası sahnelerde edindiği tecrübelerle "Türk Pavarotti" lakabıyla anılan Hakan Aysev, sanat serüveni ve kişisel hikayesiyle merak konusu olmayı sürdürüyor. 1968 Ankara doğumlu olan 58 yaşındaki tenor, Viyana Devlet Operası'ndaki kadrolu yıllarından Türkiye'deki popüler kültür projelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede iz bıraktı.
Sahne kimliği kadar özel hayatındaki hareketlilikle de basının odağında yer alan Aysev, bugüne kadar toplam altı kez dünyaevine girdi. Sanatçının bu evliliklerinden biri, kızı Esen Can'ın dünyaya gelmesiyle hayatının dönüm noktalarından birini oluşturdu. 44 yaşında baba olma sevincini yaşayan tenor, evlat sevgisinin sanatına bakışını değiştirdiğini sıkça ifade ediyor.
Geçmişle Yüzleşme ve Babalık Öyküsü
Aysev’in hayatındaki en hüzünlü sayfalardan birini, uzun yıllar görüşmediği babasıyla yaşadığı süreç oluşturuyor. 13 yaşındayken anne ve babasının boşanmasıyla başlayan ayrılık süreci, tenorun yaşamında derin izler bıraktı. Almanya’da atlattığı ciddi bir trafik kazasının ardından duygusal bir kırılma yaşayan Aysev, babasıyla yıllar sonra yeniden bir araya geldi. Ancak bu buluşma, babasının vefatından hemen önce gerçekleştiği için sanatçının hafızasında "ikinci kez kaybetme" acısı olarak yer etti.
Sanatçının Güncel Yaşamı ve Aşkları
Bugün hala sahne çalışmalarına aktif şekilde devam eden ve sosyal medya üzerinden dinleyicileriyle bağını koparmayan Aysev, magazin dünyasında da yakından takip ediliyor. Geçmişteki evliliklerinin ardından aşk hayatında yeni bir sayfa açan sanatçının, Bodrum tatillerinde objektiflere yansıyan birliktelikleri, özel yaşamına yönelik ilginin devam ettiğini gösteriyor.
Diskografisindeki operatik eserlerden popüler şarkılara kadar geniş bir repertuvarı başarıyla yorumlayan Hakan Aysev, hem klasik müzik çevrelerinde hem de geniş kitleler nezdinde Türk sanat hayatının renkli bir figürü olarak varlığını koruyor. Sanatçının geçmişiyle olan hesaplaşmaları ve ailevi değerlere atfettiği önem, onun kamuoyu önündeki duruşunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.