İş dünyasında izin hesaplamalarını kökten değiştirecek yargı kararı sonrası hafta tatili günlerinin yıllık izin süresinden mahsup edilmesi uygulaması sona erdi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen ve Resmi Gazete'de yayımlanan karar, iş hukukunda uzun süredir tartışılan bir konuya açıklık getirdi. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz başvurusunu değerlendiren yüksek mahkeme, yıllık izin sürelerinin hesaplanmasında hafta tatili günlerinin izin süresine dahil edilemeyeceğine hükmetti. Oy birliğiyle alınan bu kararla birlikte, çalışanların yıllık izin haklarının korunması noktasında yeni bir standart belirlenmiş oldu.
Geçmişe dönük alacaklar gündemde
Kararın en dikkat çekici boyutu ise iş akdi feshedilmiş olan çalışanları da kapsıyor olması. Mahkeme, hafta tatili günlerinin yıllık izin süresinden düşülmesi nedeniyle eksik hesaplama yapıldığı durumlarda, çalışanın hak ettiği ancak kullandırılmayan sürelerin bedelinin son brüt ücret üzerinden ödenmesi gerektiğini belirtti. Bu düzenleme, geçmişte izin süreleri hatalı hesaplanan işçiler için nakdi tazminat hakkını gündeme getiriyor.
Hukuki süreç ve uygulama beklentisi
Hukukçular, bu kararın işverenler ile çalışanlar arasındaki uyuşmazlıkları azaltacağını öngörüyor. Yargıtay'ın emsal niteliğindeki bu içtihadı, yerel mahkemelerdeki benzer davalar için de bağlayıcı bir nitelik taşıyor. İş yerlerinde yıllık izin planlamalarının artık daha titiz bir şekilde, hafta tatilleri hariç tutularak yapılması zorunluluk haline geldi. Uygulamanın, özellikle insan kaynakları departmanlarının izin yönetimi süreçlerini yeniden düzenlemesine yol açması bekleniyor.
Çalışanların hak kaybı önlenecek
Yargıtay'ın bu kararı, iş hukukunda işçinin lehine yorum ilkesinin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Eksik hesaplanan izin süreleri sebebiyle ortaya çıkan maddi kayıpların giderilmesi, iş barışının korunması açısından kritik bir adım olarak görülüyor. Bundan sonraki süreçte, işverenlerin yıllık izin kayıtlarını güncel hukuki standartlara göre revize etmesi ve olası hak kayıplarının önüne geçmesi öngörülüyor.