usd
43,0297
eur
50,4667
gbp
57,9692
btc-USD
90.164,07
Haber Yazar Genel Ergenler neden eve gelir gelmez odasına kapanıyor? Bir çocuk psikologu ailelerin görmezden geldiği tehlikeli gerçeği açıklıyor

Ergenler neden eve gelir gelmez odasına kapanıyor? Bir çocuk psikologu ailelerin görmezden geldiği tehlikeli gerçeği açıklıyor

Okunma Süresi: 6 dk

Gençlerimizin omuzlarında taşıdığı yük her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Sabah erkenden kalkıp akşam geç saatlere kadar ders çalışan, müzik kursundan spor salonuna koşan, bir yandan da ailesinin tüm beklentilerini karşılamaya çalışan ergenler, adeta bir maratonun içinde kaybolmuş durumda. Peki aileler olarak gerçekten çocuklarımızın iyiliği için mi bu kadar baskı uyguluyoruz, yoksa kendi gerçekleşmemiş hayallerimizi onların sırtına mı yüklüyoruz?

Beklentiler Silsilesi: Neden Bu Kadar Baskıcıyız?
Türkiye’de ebeveynlerin çocuklarından yüksek akademik başarı beklemesi yaygın bir eğilim olup, bu beklentiler gençlerde ciddi stres yaratmaktadır. PISA 2018 sonuçlarına göre Türkiye’de 15 yaş grubu öğrenciler arasında okul baskısı algısı OECD ortalamasının üzerindedir. Ancak sorunun kökeni yalnızca akademik kaygılardan ibaret değil. Toplumsal baskı, ekonomik endişeler ve “başarılı çocuk” mitinin körüklediği rekabet ortamı, ebeveynleri bilinçsizce baskıcı tutumlar sergilemeye itiyor.

Komşunun çocuğu fen lisesine girmiş, akrabanın oğlu milli takıma seçilmiş, iş arkadaşının kızı piyano yarışmasında derece almış… Bu tür karşılaştırmalar, ebeveynlerde kendi çocuklarının “yeterli” olmadığına dair hissiyat yaratıyor. Oysa her genç, kendine özgü yeteneklere, ilgi alanlarına ve gelişim hızına sahip. Standart bir kalıba sokmaya çalıştığımızda, aslında onların özgün potansiyellerini köreltmiş oluyoruz.

Stresin Görünmeyen Yüzü: Ergenler Ne Yaşıyor?
Ergenlik dönemi zaten hormonsal değişimler, kimlik arayışı ve sosyal kabul kaygısıyla dolu bir süreç. Bu kritik evreye bir de aile baskısı eklendiğinde, gençler adeta iki ateş arasında kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 10-19 yaş arası gençlerde kaygı bozuklukları küresel olarak yaygındır ve ailevi faktörler bu riski önemli ölçüde artırır.

Ergenler bu baskıyı farklı şekillerde dışa vuruyor: Bazıları içine kapanıp sessizleşiyor, bazıları agresif davranışlar sergiliyor, kimisi ise bedensel belirtiler gösteriyor. Mide ağrıları, baş ağrıları, uyku düzensizlikleri… Bunların hepsi stresin somut yansımaları. Ancak ne yazık ki birçok ebeveyn bu işaretleri okuyamıyor ya da “tembellik”, “bahane” olarak yorumluyor.

Başarı Tanımını Yeniden Düşünmek
Başarı nedir? Sadece diploma, madalya ve sınav puanlarından mı ibaret? Mutlu, dengeli, kendini tanıyan, ilişki kurabilen, duygusal olarak sağlıklı bir birey yetiştirmek başarı değil mi? Uzun vadeli araştırmalar, insanların yaşam boyu mutluluğunun temel belirleyicisinin kaliteli ilişkiler olduğunu doğrulamaktadır. Ne ironik ki, bu sağlıklı ilişki kurma becerisini geliştirmesi gereken ergenlik döneminde, gençleri yalnızca akademik ve sportif başarıya odaklanmaya zorluyoruz.

Belki de başarı tanımımızı genişletmenin zamanı geldi. Çocuğunuz matematik sınavında 100 almasa bile, arkadaşına yardım eden, duygularını ifade edebilen, hata yaptığında bundan ders çıkarabilen bir birey olabilir. Bu da kendi başına muazzam bir başarıdır.

Büyükanne ve Büyükbabaların Rolü: Köprü mü, Engel mi?
Bu baskı döngüsünde büyükanne ve büyükbabaların özel bir yeri var. Kimi zaman yumuşatıcı bir etki yaratıp torunlarına nefes alma alanı sunarken, kimi zaman da “benim zamanımda…” söylemleriyle baskıyı artırabiliyorlar. Kuşaklar arası farklar, ebeveynlik anlayışındaki değişimler ve modernleşen dünya, büyükanne-büyükbaba-torun ilişkisini karmaşık hale getiriyor.

Ancak bu ilişki doğru yönetildiğinde, ergenler için değerli bir destek kaynağına dönüşebilir. Büyükanne ve büyükbabalar, ebeveynlerin yoğun beklentilerinden uzak, daha hoşgörülü ve sabırlı bir yaklaşım sunabilir. Onların yaşam tecrübesi ve olgunluğu, gençlere farklı bir perspektif kazandırır.

Dengeli Aile Sistemi Kurmak
Ebeveynler, büyük ebeveynlerle sağlıklı sınırlar çizerek, tutarlı bir yetiştirme yaklaşımı oluşturmalı. Bu, büyükanne ve büyükbabaları dışlamak anlamına gelmiyor; aksine roller ve beklentiler konusunda netlik sağlamak demek. Torunları şımartmak ile desteklemek arasındaki ince çizgiyi anlamak, herkes için faydalı.

Baskıdan Desteğe: Dönüşüm Mümkün
Peki ebeveynler olarak ne yapabiliriz? İşte somut adımlar:

Dinleme sanatını geliştirin: Ergeninizle konuşurken önce dinleyin, sonra konuşun. Onun ne hissettiğini, neyle mücadele ettiğini anlamaya çalışın. “Sen böyle hissetmemelisin” demek yerine “Anlıyorum, zor olmalı” deyin.
Gerçekçi beklentiler koyun: Her çocuk farklı kapasiteye sahip. Kendi çocuğunuzun gerçek potansiyelini, ilgi alanlarını ve sınırlarını tanıyın. Başkalarıyla karşılaştırmaktan kaçının.
Süreç odaklı olun: Sadece sonuca değil, çabaya da değer verin. “100 alamadın ama çok çalıştın, gurur duyuyorum” gibi ifadeler, gencin motivasyonunu artırır.
Hata hakkı tanıyın: Hatalar öğrenmenin doğal bir parçası. Çocuğunuz hata yaptığında cezalandırmak yerine, bundan ne öğrenebileceğinizi birlikte düşünün.
Kendinize bakın: Kendi stres ve kaygılarınızı yönetmekte zorlanıyorsanız, bunlar bilinçsizce çocuğunuza yansıyor olabilir. Gerekirse profesyonel destek alın.
İletişim Kanallarını Açık Tutmak
Araştırmalar, ebeveynleriyle açık iletişim kurabilen ergenlerin stres yönetiminde daha başarılı olduğunu gösteriyor. Ergen ruh sağlığı alanındaki çalışmalarda aile iletişimi koruyucu faktör olarak vurgulanmaktadır. Ancak açık iletişim, tek taraflı talimat vermek değil; karşılıklı saygı ve güven üzerine kurulu bir diyaloğu gerektiriyor.

Günlük rutinler içinde baskısız sohbet anları yaratın. Akşam yemeğinde telefonsuz oturun, hafta sonu birlikte yürüyüşe çıkın. Bu anlar, doğal ve samimi konuşmaların kapısını açar. Gencin ilgi alanları hakkında sorular sorun, fikirlerine değer verdiğinizi gösterin.

Uzun Vadeli Zararlar: Göz Ardı Edemeyeceğimiz Gerçekler
Sürekli baskı altındaki ergenler, yetişkinlikte de bunun izlerini taşıyor. Mükemmeliyetçilik, sürekli onay arayışı, yetersizlik hissi, ilişki kurmada zorluk… Bunların hepsi, ergenlik döneminde yaşanan aşırı baskının uzun vadeli sonuçları olabiliyor. Ailesel baskı ile yetişkinlik kaygı bozukluğu arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar, çocukluk ve ergenlik dönemindeki ebeveyn baskısının anksiyete riskini ciddi oranda artırabileceğini göstermektedir.

Dahası, sürekli baskı çocuğun içsel motivasyonunu öldürüyor. Sadece dışsal ödüller için çalışmaya alışan genç, kendi içinden gelen merak ve öğrenme sevgisini kaybediyor. Bu da yaratıcılığı, girişimciliği ve problem çözme becerisini olumsuz etkiliyor.

Aile İçi Barışın İnşası
Gerginlik dolu bir ev ortamı kimseye fayda sağlamıyor. Ergen mutsuz, ebeveynler endişeli ve yorgun, ilişkiler yıpranmış… Bu döngüden çıkmanın yolu, farkındalık ve değişime açık olmaktan geçiyor.

Belki de başlangıç noktası, kendinize şu soruyu sormak olabilir: “Çocuğumdan beklentilerim gerçekten onun mutluluğu için mi, yoksa benim tatmin olmam için mi?” Bu soruya dürüst cevap vermek, dönüşümün ilk adımı.

Aileler olarak unutmamalıyız ki, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmenin sırrı baskı değil, koşulsuz sevgi, sağlam destek ve güvenli bir ortam sunmakta yatıyor. Ergenlerimiz zaten büyüme, değişme ve dünyayı anlamlandırma gibi zor bir süreçten geçiyor. Onlara en çok ihtiyaç duydukları şey, yanlarında oldukları hissini verebilmek, düştüklerinde kaldıracak güvenli bir liman olabilmektir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *