Örgütün Türkiye yapılanmasında kritik rol oynayan Ömer Deniz Dündar’ın ifadeleri, IŞİD’in saldırılarını mümkün kılan lojistik ağın karmaşıklığını gözler önüne seriyor.
IŞİD içerisinde uzun yıllar faaliyet gösterdikten sonra İdlib'de tutulduğu cezaevinden Türkiye’ye getirilerek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Ömer Deniz Dündar’ın ifadeleri, örgütün Türkiye’deki operasyonel kapasitesine dair önemli ipuçları sunuyor. Daha önce örgüt içinde Türkiye Vilayeti sorumluluğu yapmış olan Kasım Güler’in 2021 yılındaki detaylı anlatımlarıyla birlikte değerlendirilen bu yeni tanıklıklar, sadece geçmişe değil, saldırıların ardındaki sistematik yapıya da ışık tutuyor.
Karar vericilerden lojistik koordinasyona
Kasım Güler, örgütün stratejik hedef listesini ve eylem planlarını doğrudan şekillendiren bir isim olarak öne çıkarken, Ömer Deniz Dündar’ın örgüt içindeki pozisyonunun teknik ve lojistik koordinasyon üzerine kurulu olduğu belirtiliyor. Dündar’ın verdiği ifadelerde saldırı talimatlarından ziyade şifreli haberleşme yöntemleri, kurye ağları, hafıza kartlarıyla veri transferi ve sınır ötesi mühimmat sevkiyatı gibi detaylar öne çıkıyor. Güvenlik kaynaklarına yansıyan bilgilere göre bu durum, örgütün eylemci, lojistik ve talimat zincirini birbirinden kopuk parçalar halinde yönettiğini ortaya koyuyor.
Örgütsel mimari ve sınır aşan ağlar
Dündar’ın anlatımları, örgütün Türkiye üzerindeki etkisinin sanılandan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığına işaret ediyor. Mektep Faruk yapılanmasının Türkiye sınırlarını aşarak Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Kosova ve Kafkasya hattında bir koordinasyon merkezi gibi çalıştığı iddia ediliyor. Özellikle silahların Avrupa’nın çeşitli noktalarına "dead drop" yöntemiyle gömülmesi ve daha sonra eylemcilere ulaştırılması gibi stratejiler, örgütün güvenlik birimlerinin takibinden kaçmak için geliştirdiği karmaşık yöntemler arasında yer alıyor.
Geçmişten bugüne süren yapısal tartışma
Ömer Deniz Dündar’ın ifadeleri, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı gibi geçmiş saldırıların lojistik zemini ve bu sürecin arkasındaki insan, para ve silah trafiğinin izlenebilirliği konusundaki tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Dündar'ın henüz nerede olduğu bilinmeyen ve kırmızı bültenle aranan eşi Walentina Slobodjanjuk hakkındaki eksik bilgiler, örgütsel ağın yabancı kadın kadrolar üzerinden yürüttüğü hareketliliğin de sorgulanmasına neden oluyor.
Ortaya çıkan bilgiler, sorunun sadece bireysel saldırganlar değil, bu saldırıları mümkün kılan örgütsel ağın ne derece tasfiye edilebildiği noktasında düğümlendiğini gösteriyor. Dosyaya giren yeni ifadeler, güvenlik birimlerinin karşı karşıya olduğu yapının sadece yerel bir hücre yapılanmasından ibaret olmadığını, sınır aşan bir lojistik mimariye dönüştüğünü kanıtlar nitelikte.