CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2016’da dokunulmazlıkların kaldırılmasına verdiği desteğin arkasında durduğunu belirtti. Söz konusu kararın parti ilkeleriyle uyumlu olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, sürecin ardından yaşanan tutuklamalara rağmen pişmanlık duymadığını ifade etti.
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında 2016 yılında gündeme gelen anayasa değişikliğine yönelik tutumunu değerlendirdi. HDP milletvekillerinin ve eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasıyla sonuçlanan süreçte CHP’nin verdiği "evet" oyu, o günden bu yana siyasetin en çok tartıştığı başlıklar arasında yer almayı sürdürüyor.
Programda yöneltilen sorular üzerine geçmişteki kararını savunan Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıkların kaldırılmasının partinin temel ilkelerinden biri olduğunu dile getirdi. Kılıçdaroğlu, "Kendi kurultayınızın dokunulmazlıklarla ilgili bir hükmü varken, bunu görmezden gelmek doğru olmazdı" ifadelerini kullanarak, siyasi düşünceler nedeniyle tutuklamalara karşı olduğunu ancak kurumsal iradenin gereğini yerine getirdiğini belirtti.
Siyasi tutuklamalara dair itirazlar
Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın uzun süredir devam eden tutukluluk süreçlerinin haksız olduğu yönündeki görüşünü yineledi. Özellikle AYM ve AİHM kararlarına vurgu yapan Kılıçdaroğlu, Can Atalay örneğini de hatırlatarak, hukuk sistemindeki aksaklıklara ve siyasi mahkumiyetlere dikkat çekti. Dokunulmazlığının şu an bulunmadığını belirten Kılıçdaroğlu, iddialar karşısında yargılanıp aklanmayı tercih edeceğini sözlerine ekledi.
Geçmişin siyasi bilançosu
Nisan 2016’da Meclis gündemine taşınan ve anayasaya geçici bir madde eklenerek yasalaşan süreç, toplamda 152 milletvekilini kapsayan yaklaşık 800 fezlekenin önünü açmıştı. O dönemde HDP’li vekillerin tutuklanmasına giden yolu açtığı gerekçesiyle eleştirilen bu hamle, CHP içerisinde de ciddi görüş ayrılıklarına neden olmuştu. Söz konusu değişikliğin ardından sadece muhalefet partileri değil, CHP milletvekili Enis Berberoğlu da benzer bir hukuki süreçle karşı karşıya kalmış, bu durum Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği "Adalet Yürüyüşü" ile protesto edilmişti.
Yıllar süren hukuki tartışmalar
Anayasa değişikliğinin ardından yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin yargı ve siyaset eksenindeki gerilimlerini gözler önüne serdi. Özellikle AYM’nin hak ihlali kararlarına rağmen yerel mahkemelerin direnç gösterdiği süreçler, hukuk çevrelerinde "yargı krizi" olarak tanımlanmıştı. Bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nun 2016’daki tercihi, hem geçmişin bir hesaplaşması hem de güncel dokunulmazlık tartışmalarının bir referansı olmaya devam ediyor.
Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlıklara ilişkin mevcut yaklaşımı, partinin yeni dönem siyasetinde ve Meclis’e gelebilecek yeni fezleke süreçlerinde nasıl bir pozisyon alacağına dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.