Türkiye’nin enerji kaynaklarına dair bitmek bilmeyen keşif haberleri, geçmişten günümüze uzanan bir döngüye dönüştü. Ancak uzmanlar, jeolojik gerçeklerin siyasi vaatlerle örtüşmediği konusunda uyarıyor.
Türkiye’de petrol ve doğalgaz bulunduğu yönündeki haberler, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Cemal Gürsel’in radyodan yaptığı duyuruyla hafızalara kazınmıştı. O günden bu yana, aradan geçen 60 yılı aşkın sürede benzer "müjdeler" farklı iktidarlar döneminde defalarca tekrarlandı. Ancak jeologlar, Türkiye’nin yeraltı yapısının komşu ülkelerdeki gibi geniş ve verimli rezervlere sahip olmadığını, mevcut küçük ölçekli buluntuların ise ekonomik bir devrim yaratmaktan uzak olduğunu vurguluyor.
Jeolojik gerçekler ve beklentiler
Uzman görüşleri, Türkiye’nin jeolojik yapısının petrol birikimi için elverişli olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Komşu ülkelerde sondaj vurulan her noktadan yüksek verim alınırken, Türkiye’deki kırıkların dar ve parçalı yapısı bu süreci imkansız kılıyor. Buna rağmen, kamuoyunda "birileri petrolü saklıyor" gibi gerçek dışı algıların canlı tutulması, enerji arama faaliyetlerinin doğasındaki yüksek maliyet gerçeğini gölgeliyor.
Eskişehir’den Diyarbakır’a uzanan komik senaryolar
Enerji keşifleri tarihimiz, bilimsel verilerden ziyade trajikomik olaylarla da anılıyor. Geçmişte Eskişehir’de bir evin bahçesinde bulunan "petrolün", aslında yan taraftaki benzin istasyonunun sızdıran deposundan kaynaklandığının ortaya çıkması, bu alandaki denetimsizliğin ve aceleci müjde verme kültürünün en somut örneklerinden biriydi. Benzer şekilde, bugün Diyarbakır’da bir üniversite yerleşkesinde petrol bulunduğu iddiası ve şimdiden gelir paylaşımı planlarının yapılması, kamuoyunda ciddi bir güven kaybına yol açıyor.
Denizlerdeki arayış ve belirsizlikler
Karada beklenen sonucu alamayan yönetim, rotayı denizlere ve yurt dışına çevirmiş durumda. Milyarlarca dolar harcanarak alınan sondaj gemileriyle yürütülen çalışmalar, şeffaflıktan uzak bir şekilde ilerliyor. Padişah isimleri verilen bu gemilerin faaliyetleri, halka "yeni bir şahlanış" olarak sunulsa da, somut bir ekonomik kazanımın elde edilip edilmediği sorusu yanıt bekliyor.
Siyasi vaatler ile ekonomik tablo
2021 yılından bu yana Şırnak Gabar ve Cudi dağlarında yapılan açıklamalar, milyarlarca dolarlık rezerv vaatleri ve günlük üretim hedefleri, siyasi söylemin merkezinde yer alıyor. Ancak bu açıklamalar, Türkiye’nin kronikleşmiş cari açık sorununu çözmekten uzak kalıyor. Vatandaşa "köşeyi dönme" hayali aşılayan bu söylemler, her yeni keşif haberinde aynı coşkuyla tekrarlanıyor; fakat günün sonunda değişen ekonomik tablo, gerçeklerin vaatlerden çok daha sert olduğunu gösteriyor.