Anadolu’nun kadim geçmişine tanıklık eden ve Munzur Dağları’nın gölgesinde yükselen Tunceli, sahip olduğu idari yapılanma ile bölgedeki diğer yerleşim yerlerinden ayrılan kendine has özellikler sergiliyor. Toplamda sekiz farklı ilçeye ev sahipliği yapan bu özel şehir, son yıllarda hem doğa turizmi hem de tarımsal projelerle gündeme gelse de idari bölünüşü ve nüfus dağılımı ile stratejik bir önem taşıyor. Kentin genel yapısına bakıldığında on belediye ve üç yüz altmış dört köyden oluşan geniş bir kırsal ağ göze çarpıyor. Her bir ilçesi farklı bir coğrafi karakter sunan Tunceli’de, yerleşim birimlerinin büyüklükleri hem insan sayısı hem de kapladıkları alan bakımından büyük bir çeşitlilik göstererek dikkat çekiyor.
Nüfus Yoğunluğu Ve Şehirleşme Oranları Bakımından Merkez İlçe Ve Pertek
Tunceli’nin demografik yapısı incelendiğinde, insan kalabalığının en fazla yoğunlaştığı noktanın doğal olarak merkez ilçe olduğu görülüyor. Kentin idari, ekonomik ve sosyal kalbi sayılan Merkez, kamu kurumlarının yerleşkesi olması ve üniversite yaşamının getirdiği hareketlilikle birinci sıradaki yerini koruyor. Nüfus sıralamasında Merkezin hemen ardından gelen Pertek ilçesi ise Elazığ ile olan ulaşım bağlantıları ve Keban Baraj Gölü kıyısındaki avantajlı konumu sayesinde bölgenin en canlı ikinci yerleşimi olarak kayıtlara geçiyor. Üçüncü sırada yer alan Mazgirt ilçesi de tarihsel derinliği ve tarımsal potansiyeli ile bu nüfus dengesinde ağırlığını hissettiriyor. Bu üç ana yerleşim alanı, kentin toplam insan kaynağının büyük bir bölümünü sınırları içerisinde barındırarak bölge ekonomisinin lokomotifi görevini üstleniyor.
Yüzölçümü Genişliğiyle Dikkat Çeken Ovacık Ve Coğrafi Sınırlar
Şehrin fiziksel haritasına bakıldığında ise nüfus verilerinden çok daha farklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Tunceli’nin toprak bütünlüğü içerisinde kapladığı alan bakımından en devasa bölgesi Ovacık olarak belirlenmiş durumdadır. Munzur Vadisi’nin büyük bir kısmını içine alan ve sarp dağlarla çevrili olan Ovacık, geniş yaylaları ve tarıma elverişli düzlükleri ile kentin adeta nefes aldığı devasa bir araziyi temsil ediyor. Yüzölçümü açısından zirvede yer alan bu ilçenin aksine, kentin doğu yakasında kalan Nazımiye ise en dar sınırlara sahip ilçe olarak öne çıkıyor. Coğrafi sınırların bu denli keskin farklılıklar göstermesi, bölgedeki hayvancılık faaliyetlerinden yerel kalkınma planlarına kadar pek çok unsuru doğrudan etkileyen bir faktör olarak kabul ediliyor.
Nüfusun En Seyrek Olduğu Bölgeler Ve Pülümür Örneği
Demografik tabloların en alt basamaklarına inildiğinde, doğa ile baş başa kalmış ve yerleşik nüfusun en düşük seviyelerde seyrettiği bölgeler karşımıza çıkıyor. Bu anlamda Tunceli’nin en küçük ilçesi unvanını, Erzincan yolu üzerindeki stratejik geçit noktalarından biri olan Pülümür taşıyor. Kış şartlarının oldukça ağır geçtiği ve ulaşımın zaman zaman doğa olaylarıyla şekillendiği bu bölgede, insan sayısının azlığı ilçenin bakir doğasının korunmasına olanak tanıyor. Ancak nüfusun azlığına rağmen Pülümür, kentin dış dünyaya açılan kapılarından biri olması sebebiyle hayati bir önem taşımaya devam ediyor. Az nüfusa sahip olan bu tip bölgeler, genellikle emekli nüfusun ve yaz aylarında şehre dönen gurbetçilerin uğrak noktası haline gelerek mevsimsel bir hareketlilik yaşıyor.
Kırsal Yaşamın Temel Taşı Olan Köyler Ve Yerel İdarelerin Yapısı
Tunceli sadece ilçe merkezlerinden ibaret olmayıp, üç yüz altmış dört adet köyü ile Anadolu’nun en zengin kırsal ağlarından birine sahiptir. On farklı belediye tarafından yönetilen bu idari yapıda, yerel yönetimlerin hizmet götürme kapasitesi köylerin dağınık yapısı nedeniyle büyük bir özveri gerektiriyor. İlçe sayısının sekiz ile sınırlı kalması, hizmetlerin belli merkezlerde toplanmasına neden olurken, köylerdeki yaşamın sürdürülebilirliği kentin gelecekteki demografik yapısını belirleyen en önemli unsur olarak görülüyor. Tarım ve hayvancılığın ana geçim kaynağı olduğu bu geniş kırsal alanda, her bir belediyenin sorumluluk sahası coğrafi engellerle şekilleniyor. Şehrin genel karakterini oluşturan bu idari dağılım, Tunceli’yi Doğu Anadolu’nun hem en sakin hem de en özgün yerleşim bölgelerinden biri yapmaya yetiyor.