Küresel piyasalardaki arz endişeleri ve tırmanan jeopolitik gerilimler ABD yönetimini alışılmadık bir hamleye zorluyor. Washington, tarihinin en düşük seviyelerine gerileyen stratejik petrol stoğunu takviye etmek için savunma alanlarını devreye almayı planlıyor.
ABD enerji piyasalarında son dönemde yaşanan dalgalanmalar, Beyaz Saray'ı radikal bir arayışın içine soktu. Özellikle İran ile yaşanan gerilimlerin küresel petrol fiyatlarını varil başına 100 doların üzerine taşıması ve ABD içinde benzin fiyatlarının 4,50 dolar sınırını aşması, hükümeti harekete geçirdi. İddialara göre Trump yönetimi, 1980'lerden bu yana en düşük noktasında seyreden Stratejik Petrol Rezervi'ni (SPR) canlandırmak için askeri üslerin altındaki yeraltı kaynaklarına gözünü dikti.
Savunma alanlarında yeni dönem
Enerji Bakanı Chris Wright’ın daha önce federal arazilere yönelik dile getirdiği pragmatik yaklaşım, bu planın temelini oluşturuyor. Wright, petrol sahalarıyla iç içe geçmiş askeri tesislerde hiçbir üretim yapılmamasını eleştirerek, bu durumu bir verimsizlik olarak nitelendirmişti. Söz konusu strateji, hükümetin piyasadan yüksek maliyetle petrol satın almak yerine, kendi kontrolündeki arazilerden çıkaracağı kaynakla rezervleri yeniden yapılandırmasını hedefliyor.
Rezervlerde kritik eşik
1970’lerin sonunda kurulan ve olası acil durumlar için bir tampon görevi gören Stratejik Petrol Rezervi, şu an yaklaşık 415 milyon varillik stoğuyla oldukça kırılgan bir konumda. Ukrayna krizi sonrası Biden döneminde hızla tüketilen ve piyasaya sürülmesine karar verilen bu rezervler, Trump yönetiminin 2027 yılına kadar toplam 172 milyon varil daha piyasaya sürme taahhüdüyle birleşince, stok yenileme ihtiyacını daha da acil kıldı.
Hürmüz Boğazı'nın yarattığı riskler
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı düşman gemilerine kapatma ihtimali, enerji arz güvenliğini tehdit eden en büyük unsurların başında geliyor. Küresel çapta yaşanan bu tedarik kaygıları, ABD'yi dışa bağımlılığı azaltacak alternatif kaynak arayışlarına mecbur bırakıyor. Askeri üslerden petrol çıkarma hamlesinin, kısa vadede fiyatlar üzerinde devrim niteliğinde bir düşüş yaratması beklenmese de, devletin kendi öz kaynaklarını kullanma stratejisi açısından dönüm noktası olması bekleniyor.