ABD’nin NATO çatısı altındaki askeri taahhütlerini kısıtlama kararı, Avrupa başkentlerinde büyük bir güvenlik arayışını tetikledi; kıta ülkeleri, "Amerikan desteğinin olmadığı" bir savunma senaryosu için gizli hazırlıklar yapıyor.
Transatlantik ittifakında taşlar yerinden oynuyor. Donald Trump yönetiminin, olası bir büyük ölçekli kriz durumunda Avrupa savunmasına ayıracağı askeri gücü azaltma niyetini müttefiklerine iletmeye hazırlanması, NATO içindeki dengeleri temelden sarsıyor. Pentagon'un "NATO Force Model" kapsamında taahhütlerini daraltma eğilimi, Washington’ın uzun süredir dile getirdiği "Avrupa kendi savunmasından kendisi sorumludur" doktrininin artık sahada somut bir karşılık bulduğunu gösteriyor.
Söz konusu strateji değişikliğinin sadece diplomatik bir baskı aracı olmadığını düşünen Avrupalı savunma yetkilileri, ABD'nin lojistik, istihbarat ve komuta desteğinden yoksun kalma ihtimalini masaya yatırıyor.
Güvenlik Mimarisinde Yeni Boşluklar
ABD'nin son dönemde Avrupa'daki asker sayısını düşürme hamleleri ve Polonya'ya gönderilmesi planlanan kara tugayının iptali, kıtadaki caydırıcılık algısını zayıflattı. Özellikle İran krizi gibi bölgesel gerilimlerin ABD'nin füze stoklarını eritmesi ve bu durumun Ukrayna ile Avrupa'ya yapılacak sevkiyatları yavaşlatması, müttefiklerin Washington'a olan güvenini aşındırıyor. Berlin'e yerleştirilmesi planlanan seyir füzesi bataryalarından vazgeçilmesi ise Avrupa savunmasındaki "zamanın daraldığına" dair endişeleri körüklüyor.
Washington'ın "tutkal" görevi gören komuta yapısından çekilmesi, Avrupa ordularını işbirliği modellerini yeniden tanımlamaya itiyor. Mevcut durumda, ittifakın savaş anındaki tüm lojistik ve stratejik yönetimi, her zaman bir Amerikalı general tarafından idare edilen SACEUR üzerinden yürütülüyor. Bu merkezi yapının işlevsizleşmesi durumunda, Avrupa’nın kendi bağımsız komuta zincirini kurma zorunluluğu öne çıkıyor.
Alternatif Arayışlar ve JEF Formülü
Avrupa’nın geliştirdiği "B planı" çalışmaları, mevcut NATO yapısının bürokratik engellerine takılmadan hızlı hareket edebilecek mekanizmalara odaklanıyor. Bu kapsamda öne çıkan en güçlü alternatiflerden biri, İngiltere öncülüğündeki Ortak Seferi Kuvvet (JEF) yapısı olarak görülüyor. Özellikle Nordik ve Baltık ülkelerinin ağırlıkta olduğu bu koalisyon, Madde 5'in oybirliği şartına takılmadan, kriz anında daha esnek bir müdahale kapasitesi sunmayı hedefliyor.
Bununla birlikte, İngiltere’nin ekonomik kaynaklarının sınırlılığı ve Fransa ile Almanya gibi devlerin bu plana entegrasyonundaki belirsizlikler, Avrupa'nın savunma dönüşümünü zorlaştırıyor. Stratejistler, Avrupa'nın askeri kapasitesini artırsa bile, Amerikan istihbarat ve komuta ağlarının yerini doldurmanın kısa vadede imkansız olduğu konusunda birleşiyor. Şimdi tüm gözler, Brüksel'de yapılacak savunma toplantılarına ve Washington'ın atacağı geri adımın kapsamına çevrilmiş durumda.