Aksaray'ın Kökeni Nedir?

İç Anadolu Bölgesi’nin kalbinde yer alan ve binlerce yıllık geçmişiyle medeniyetlerin buluşma noktası olan Aksaray şehri tarihin tozlu sayfalarında çok farklı kimliklerle yer bulmuştur.

İç Anadolu Bölgesi’nin kalbinde yer alan ve binlerce yıllık geçmişiyle medeniyetlerin buluşma noktası olan Aksaray şehri tarihin tozlu sayfalarında çok farklı kimliklerle yer bulmuştur. Antik çağlardan günümüze kadar uzanan bu köklü geçmiş kentin sadece bir yerleşim yeri değil aynı zamanda stratejik bir kale ve kültürel bir havza olduğunu kanıtlamaktadır. Arkeolojik bulgular ve yazılı kaynaklar ışığında Aksaray’ın kökenlerine dair yapılan araştırmalar şehrin her dönemde hakim güçler tarafından el üstünde tutulduğunu göstermektedir. Şehrin ilk isimlerinden modern çağa kadar geçirdiği evrim Anadolu’nun genel tarihsel dönüşümünün de bir özeti niteliğindedir.

Kadim Çağlarda Şinakhatum Ve Hitit Mirasının İzleri

Aksaray’ın bilinen en eski kökenleri milattan önce birinci bin yıla kadar uzanmakta ve bu dönemde kentin ismi Şinakhatum veya Şinukhtu olarak kayıtlara geçmektedir. Özellikle Kral Kiakki döneminde bölgenin önemli bir yerleşim birimi olduğu ve o dönemin siyasi dengelerinde kilit bir rol oynadığı bilinmektedir. Hititlerin etki alanında kalan bu topraklar o zamanın ticaret yolları üzerinde bir durak noktası olma özelliği taşıyordu. Bu antik isimlendirme bölgenin yerel kimliğinin oluşmasındaki ilk basamak olarak kabul edilirken o dönemdeki mimari yapıların kentin temelini oluşturduğu düşünülmektedir. Yazılı tabletlerde geçen bu isimler Aksaray’ın tarih sahnesine çıkışının ne kadar eskiye dayandığını gözler önüne sermektedir.

Hellenistik Dönem Ve Garsaura’dan Arkhelais’e Dönüşüm

Zaman içerisinde bölgedeki güç dengelerinin değişmesiyle birlikte Aksaray Helenistik dönemin etkisi altına girmiştir. Kapadokya Krallığı’nın sınırları içerisine dahil edilen kent bu dönemde başlangıçta Garsaura ismiyle anılmaya başlanmıştır. Ancak şehrin kaderini değiştiren en önemli hamlelerden biri kentin askeri ve idari bir merkeze dönüştürülmesi olmuştur. Kapadokya Kralı Arkhelaos döneminde şehir yeniden imar edilmiş ve kralın adına atfen kente Arkhelais adı verilmiştir. Bu isim değişikliği kentin sadece adını değil aynı zamanda çehresini de değiştirmiş ve bölge Roma İmparatorluğu döneminde de bu isimle stratejik bir garnizon şehri olarak anılmaya devam etmiştir. Mimari açıdan Batı etkilerinin hissedildiği bu evre kentin kozmopolit yapısının ilk tohumlarının atıldığı dönem olarak tarihteki yerini almıştır.

Selçuklu Hükümdarı İkinci Kılıçarslan Ve Aksaray İsminin Doğuşu

Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasından sonra Aksaray için yepyeni ve görkemli bir dönem başlamıştır. Selçuklu Devleti’nin bölgeye hakim olmasıyla birlikte Sultan İkinci Kılıçarslan şehre özel bir ilgi göstermiştir. Arkhelais olan eski ismi değiştiren Sultan buraya bembeyaz mermerlerden yükselen saraylar ve görkemli kamu binaları inşa ettirmiştir. Şehrin bugünkü adını almasına vesile olan bu beyaz yapılar halk arasında kentin Aksaray olarak anılmasını sağlamıştır. İkinci Kılıçarslan kenti sadece yeniden isimlendirmekle kalmamış burayı Selçuklu Devleti’nin ikinci başkenti konumuna getirmiştir. Şehir bu dönemde Darüzzafer yani zaferler kapısı olarak da anılmaya başlanmış ve bilim adamlarının sanatçıların tüccarların toplandığı bir cazibe merkezine dönüşmüştür.

Orta Çağdan Günümüze Uzanan Kültürel Ve Mimari Kimlik

Aksaray’ın kökeninde yatan bu çok katmanlı yapı Selçuklu mimarisinin en zarif örnekleriyle taçlanmıştır. İkinci başkent unvanıyla birlikte şehirde camiler medreseler kervansaraylar ve hamamlar yükselmeye başlamıştır. Eğri Minare ve Sultanhanı Kervansarayı gibi yapılar kentin Türk İslam medeniyetindeki köklü yerini bugün bile tüm ihtişamıyla sergilemektedir. Şehrin kökenindeki o beyaz saray imgesi zamanla bir kent kimliğine bürünmüş ve Aksaray modern Türkiye’nin de en önemli kültürel miras alanlarından biri haline gelmiştir. Antik çağın Şinukhtu isminden Selçuklu’nun beyaz saraylarına uzanan bu yolculuk Aksaray’ı sıradan bir yerleşim yeri olmaktan çıkarıp Anadolu’nun kadim ruhunu taşıyan yaşayan bir müze kent formuna sokmuştur.

İLGİLİ HABERLER