Dünyanın en prestijli sinema etkinliği 79. Cannes Film Festivali'nde kartlar yeniden dağıtılıyor; Pawel Pawlikowski usta işi tarihi dramasıyla favori konumuna yükselirken, Asghar Farhadi'nin yıldızlar geçidi filmi hayal kırıklığıyla karşılandı.
Festival takviminin belirlenmesi, yapımcılar ve yönetim arasında süregelen bir strateji savaşına dönüşürken, beyazperdeye yansıyan ilk yapımlar da festivalin ruhunu şekillendirmeye başladı. Bu yılın ana seçkisinde göze çarpan ilk eğilim, farklı yönetmenlerin objektifinden aktarılan eşcinsel kimlikler ve ilişkiler oldu.
Eşitlik Arayışından Sinematik Duruşlara
Koji Fukuda'nın minimalist ve şiirsel anlatısı “Nagi Notes” ile başladığımız festival yolculuğu, Charline Bourgeois-Tacquet’nin “Bir Kadının Yaşamı” ile çok daha yakın ve sıcak bir boyuta evrildi. Bourgeois-Tacquet, kadın başkarakterin iş ve özel hayatı arasındaki sıkışmışlığını başarıyla işlese de, Léa Drucker’in etkileyici performansına rağmen film, toplumsal gerçekçilik bağlamında beklenen biçimsel özgünlüğü yakalamakta zorlandı.
Pawlikowski’nin Tarihe Yön Veren Bakışı
Festivalin ilk günlerine damgasını vuran isim kuşkusuz Pawel Pawlikowski oldu. Thomas Mann’ın savaş sonrası Almanya’sına dönüşünü konu alan “Fatherland”, Sandra Hüller’in Erika Mann yorumuyla devleşiyor. Siyah-beyaz estetiği ve fazlalıklardan arındırılmış mizanpajıyla öne çıkan yapım, belgesel niteliğindeki tarihsel derinliğiyle şimdiden ödül töreninin en güçlü adayı olarak görülüyor.
Politik Sinemada Didaktik Tartışma
Öte yandan Ryusuke Hamaguchi, “Birdenbire” adlı yapıtıyla hem Fransa’da geçen hikayesi hem de çift dilli yapısıyla festivalin en dikkat çekici çalışmalarından birine imza attı. Alzheimer hastalarıyla ilgilenen bir huzurevi müdiresi ile kanserle mücadele eden bir tiyatro yönetmeni arasındaki bağı temel alan film, Marksist ekonomi politiklerine uzanan eleştirel yapısıyla "fazla didaktik" eleştirilerine neden olsa da, cesur duruşuyla takdir topladı.
Farhadi İçin Zor Bir Dönemeç
Cannes’ın müdavimlerinden Asghar Farhadi ise bu yılki "Koşut Öyküler" filmiyle ne yazık ki düş kırıklığı yaratan tarafta yer aldı. Isabelle Huppert ve Vincent Cassel gibi dev isimleri kadrosunda toplamasına rağmen, yönetmenin İran temalı filmlerindeki o büyülü ve incelikli dokunuşunun Fransız atmosferinde yer yer yüzeyselliğe kurban gittiği gözlemlendi. Bu durum, festival izleyicileri arasında Jafar Panahi gibi yönetmenlerin zor koşullarda dahi kendi özgün dillerini nasıl korudukları üzerine yeni tartışmaları beraberinde getirdi.