Dünya barut fıçısının üzerinde: Küresel risk endeksi alarm veriyor, ülkeler savunmaya milyarlar akıtıyor

Küresel ölçekte güvenlik dengeleri hızla değişirken, veriler endişe verici bir tabloyu gözler önüne seriyor. 1990’lı yıllarda 97,4 seviyesinde seyreden küresel risk endeksi, 2020-2024 yılları arasında 121 bandına yükselerek tehlike çanlarının çaldığını tescilledi.

Siyasi gerginliklerin ve çatışma risklerinin tırmandığı yeni dönemde, ülkelerin kaderini Jeopolitik Tehdit ve Jeostratejik Risk Endeksi’ndeki konumları tayin ediyor.

Küresel ölçekte güvenlik dengeleri hızla değişirken, veriler endişe verici bir tabloyu gözler önüne seriyor. 1990’lı yıllarda 97,4 seviyesinde seyreden küresel risk endeksi, 2020-2024 yılları arasında 121 bandına yükselerek tehlike çanlarının çaldığını tescilledi. Bu tırmanış, sadece bölgesel çatışmalarla sınırlı kalmayıp, dünya genelindeki askeri harcamaları da rekor seviyelere taşıdı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre, küresel savunma bütçeleri 2025 yılı itibarıyla 3 trilyon dolar sınırını aşarak üst üste 11. kez artış gösterdi.

Avrupa’da savunma stratejileri değişiyor

Avrupa kıtası, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki en kapsamlı askeri dönüşüm sürecinden geçiyor. Almanya, 114 milyar dolarlık devasa bütçesiyle küresel savunma harcamalarında dördüncü sıraya yerleşirken, Polonya da milli gelirinin yüzde 5’ini savunmaya ayırarak dikkat çekici bir hamle yaptı. Öte yandan ABD, 1 trilyon dolara yaklaşan bütçesiyle yapay zeka destekli otonom sistemler ve nükleer caydırıcılık programlarına odaklanırken, Çin de Tayvan ve Güney Çin Denizi’ndeki tansiyonun etkisiyle askeri harcamalarını 310 milyar dolara çıkardı. Japonya ise anayasal savunma ilkelerini esneterek, saldırı kapasitesine sahip füze sistemlerine yöneldi.

Türkiye’yi çevreleyen kritik ittifaklar

Türkiye’nin yakın coğrafyasında ise İsrail, Fransa ve Mısır eksenli yeni bir stratejik kuşatma göze çarpıyor. Yunanistan’ın İsrail ile imzaladığı 4 milyar dolarlık savunma paketi ve Fransa ile olan askeri iş birliğini 5 yıl daha uzatması, bölgedeki dengeleri zorluyor. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Atina’ya verdiği güvenlik garantileri, Ankara tarafından doğrudan bir hedef alma olarak değerlendiriliyor. Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki stratejik ortaklık ise bölgedeki askeri tatbikatların kurumsal bir kimlik kazanmasına yol açtı.

Pasifik’ten Baltık’a gerilim hattı

Dünyanın diğer ucunda ise Rusya ve Kuzey Kore arasındaki askeri etkileşim planları, ABD, Güney Kore ve Japonya üçlüsüne karşı bir meydan okuma niteliği taşıyor. Baltık Denizi’nde nükleer kapasiteli uçakların uçuşları ve ABD’nin hipersonik füzelerini İran’a karşı konuşlandırma hazırlığı, küresel istikrarsızlığın ne denli derinleştiğini kanıtlıyor. Tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye’nin bölgesel bir istikrar adası olarak kalması, her zamankinden daha stratejik bir önem ve bedel taşıyor.

İLGİLİ HABERLER