Ekonomi yazarı Alaattin Aktaş, nisan ayı verilerinin ardından yaptığı değerlendirmede, baz etkisinin artık lehte değil aleyhte çalışmaya başladığını belirterek, önümüzdeki sürecin ekonomi yönetimi için çok daha sancılı geçeceğini ifade etti.
TÜİK tarafından paylaşılan verilerde, tüketici fiyatlarındaki yüzde 4,18’lik aylık yükseliş piyasa beklentilerini aşarak hesapları altüst etti. Bu artışla birlikte yıllık enflasyon oranı yüzde 32,37’ye ulaştı. Geçtiğimiz yılın aynı döneminde görülen yüzde 3’lük artışın üzerine çıkılması, ekonomik tablonun vahametini gözler önüne seriyor. Avrupa Birliği ülkelerinde enflasyonla mücadelede uykusuz geceler geçirilirken, Türkiye’deki tek aylık yükselişin kıtadaki yıllık verilerle kıyaslanabilir olması dikkat çekti.
Baz etkisi tersine dönebilir
Aktaş, özellikle Mayıs ve Ağustos ayları arasındaki dört aylık periyodun enflasyonla mücadele açısından bir kırılma noktası olacağını vurguladı. Geçen senenin aynı döneminde toplam artışın yüzde 7 seviyesinde kalmasına karşın, mevcut savaş koşulları ve ekonomik atmosferde aylık yüzde 2’lik artış bandının altına inilmesinin oldukça zor olduğunu belirtti. Bu matematiksel gerçeklik, baz etkisinin artık enflasyonu aşağı çeken değil, yukarı taşıyan bir faktöre dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Gerçekçi hedefler mi yoksa kağıt üstü rakamlar mı?
Merkez Bankası’nın yıl sonu için öngördüğü yüzde 16’lık hedefin artık rasyonel temelini yitirdiğine dikkat çeken Aktaş, piyasalardaki beklentilerin yüzde 30-35 bandına yerleştiğini hatırlattı. İlk dört ayda yüzde 14,64 seviyesine gelen enflasyonun ardından, hedefin tutması için yılın kalanında toplamda sadece yüzde 3,8'lik bir artış gerçekleşmesi gerekiyor. Uzmanlar, Merkez Bankası’nın 14 Mayıs'ta açıklayacağı enflasyon raporunda hedeflerini revize etmemesi durumunda inandırıcılık sorununun derinleşeceğini öngörüyor. Ekonomi yönetiminin tahmin aralıklarını yukarı çekse dahi hedefleri sembolik tutması, makasın giderek açılmasına neden oluyor.