Kadir Mısırlıoğlu’nun Türkiye siyasetindeki yeri ve tarihçilik iddiaları, sadece bir meczubun söylemleri olarak görülemez; bu durum emperyalist merkezler tarafından yıllarca fonlanan organize bir karşı-devrim projesinin yansımasıdır.
Türkiye’de yıllardır saray tarihçiliği kisvesiyle cumhuriyet değerlerini hedef alan ve özellikle sağ-muhafazakar çevrelerde dokunulmaz bir figür haline getirilen Kadir Mısırlıoğlu’nun kökeni, bir düşünce adamlığından ziyade Soğuk Savaş dönemi aparatlarına dayanıyor. Hukuk eğitimi almış olmasına rağmen hukuku sadece egemenlerin gücü için kullanan Mısırlıoğlu, tarihsel gerçeklikten kopuk, sınıfsal çelişkileri örtbas etmeye çalışan bir anlatıyı kendine rehber edinmiştir.
İdeolojinin arka planındaki sermaye ilişkileri
Mısırlıoğlu'nun temsil ettiği "tarihçilik", aslında toplumsal hafızayı manipüle ederek müesses nizamın bekasını korumayı amaçlayan bir ideolojik aygıttır. Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu'nun Rabıta adlı eserinde belgeleriyle ortaya koyduğu üzere, Türkiye'deki İslamcı örgütlenmelerin finansmanı ve lojistik desteği, Suudi Arabistan merkezli Dünya İslam Birliği (Rabıta) üzerinden yürütülmüştür. ABD emperyalizminin bölgede Sovyetler Birliği'ne karşı geliştirdiği "Yeşil Kuşak" projesinin bir ayağı olan bu yapı, Mısırlıoğlu gibi figürler aracılığıyla Türkiye'nin toplumsal dokusuna nüfuz etmeye çalışmıştır.
Siyasi koruma kalkanının şifreleri
Mısırlıoğlu'nun Atatürk'e ve cumhuriyetin temel kazanımlarına yönelik ağır hakaretleri, 1970'li yıllardan bu yana yargı ve bürokrasi tarafından "görülmemiştir". Dönemin sıkıyönetim komutanı Faik Türün'ün, Mısırlıoğlu'nun Atatürk karşıtı konuşmaları hakkında açılan kovuşturmaları bizzat engellemesi, bu ismin devlet içindeki klikler tarafından nasıl korunduğunun en somut göstergelerinden biridir.
Yurt dışına çıktığı dönemlerde Avrupa'daki şeriatçı örgütlerin faaliyetlerini organize eden, kitaplarını pazarlayan ve bu yolla büyük bir ekonomik ağın merkezine oturan Mısırlıoğlu, Türkiye'de "yerli ve milli" söylemiyle pazarlanmasına rağmen tamamen dış destekli bir ekosistemin parçası olmuştur. Bugünün siyasi ikliminde sıkça duyduğumuz "Keşke Yunan kazansaydı" gibi ifadeler, aslında bu köklü emperyalist iş birliğinin ve cumhuriyet düşmanlığının bir tezahürüdür. Mısırlıoğlu, egemenlerin çıkarlarını savunmak adına toplumsal bilinci zehirleyen, tarihin değil, sermayenin ve emperyalist stratejilerin sesi olmuştur.