İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının 34. oturumu, sunulan belge ve avukat beyanlarıyla davanın temel iddialarını derinden sarsan gelişmelere sahne oldu. Silivri’de izlenen duruşma süreci, kamuoyuna yansıtılan "örgüt şeması" ve "kamu zararı" argümanlarının hukuki zeminde ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Dava sürecini yakından takip eden uzmanlar ve gazeteciler, özellikle Cebeci maden sahasına dair iddiaların, ortaya çıkan resmi yazışmalarla birlikte boşa düştüğünü ifade ediyor. Başlangıçta 560 milyar lira olarak telaffuz edilen kamu zararı rakamının 110 milyara kadar gerilemesi, iddianamenin tutarlılığını tartışmaya açtı.
Maden sahasındaki faaliyetlerin sadece İBB’nin sorumluluğunda olmadığını vurgulayan hukukçular; Çevre Bakanlığı, Valilik, MAPEG ve Orman Genel Müdürlüğü gibi birçok kurumun imzasının ve izninin bulunduğu belgeleri mahkemeye sundu. Söz konusu süreçte, devlet kurumlarının sorumlulukları görmezden gelinerek tüm yükün tek bir kuruma yıkılmaya çalışılması, savunma makamı tarafından davanın "en zayıf halkası" olarak nitelendiriliyor.
Tutarsızlıklar ve Siyasi Bağlantı Soruları
İddianamenin en çok dikkat çeken kısımlarından biri olan Murat Gülibrahimoğlu ile ilgili bölümler, davanın "örgüt" anlatısını kendi içinde çelişkili kılıyor. İddiaya göre "örgüt yöneticisi" olarak tanımlanan ismin; Akit gazetesine, AKP’li belediyelere ve Murat Kurum’un kampanya çalışmalarını yürüten medya kuruluşlarına aktardığı milyonlarca liralık kaynaklar, suçlamaların mantığını zedeliyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun teknik savunmasında da sıklıkla dile getirdiği üzere, bir örgüt yöneticisinin rakip siyasi kampanyalara ve muhalif yayın organlarına bu denli yoğun finansal destek sağlaması, dosyadaki suç örgütü kurgusuyla taban tabana zıt bir tablo çiziyor.
Duruşma salonunda sadece rakamlar ve belgeler değil, aynı zamanda aylardır tutuklu bulunan isimlerin ailelerinin yaşadığı dramlar da öne çıkıyor. Savunma avukatları, müvekkillerinin mesleki unvanlarının dahi iddianamede yanlış yazıldığına dikkat çekerken, "etkin pişmanlık" adı altında ifade vermeye zorlanan sanıkların yaşadığı mağduriyetler, adalet arayışındaki tansiyonu her geçen gün yükseltiyor.
Ailelerin ortak feryadı ise değişmiyor: "Neden tutuksuz yargılanmıyoruz?" sorusu, davanın ilerleyen aşamalarında hukuk dünyasının en temel gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek gibi görünüyor.