Silivri’de görülen casusluk davasında suçlamaların mesnetsizliği dikkat çekerken, sanıklar ve hukukçular iddianamedeki kurgunun hukuki bir temelden yoksun olduğunu savunuyor.
Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ ve siyasi danışman Necati Özkan’ın sanık koltuğunda oturduğu casusluk davası, 11 Mayıs’ta 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Duruşmaları yerinde takip eden hukuk çevreleri ve gazeteciler, suçlamaların somut bir eylemle desteklenemediğini ve dava dosyasının hukuki bir metinden ziyade zorlama bir kurguyu andırdığını belirtiyor.
Devletle geçmişteki ilişkileriyle dikkat çeken ve savunmasında sürekli vatanseverlik vurgusu yapan Hüseyin Gün’ün iddiaları, davanın temelini oluşturuyor. Savcılık, Gün’ün 2019 seçimleri öncesinde sosyal medya analizi yaparak İmamoğlu’na avantaj sağladığını ve bu süreçte İBB verilerine eriştiğini öne sürüyor. Ancak savunmalar, bu ilişkinin seçimden sadece 12 gün önce kurulan sıradan bir temas olduğunu ve manipülasyon iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu gözler önüne seriyor.
Dava dosyasındaki "sürpriz" kanıtlar
Davanın en tartışmalı noktalarından biri, Hüseyin Gün’ün geçmişte devlet adına yürüttüğü faaliyetler oldu. Mahkemeye sunulan belgelere göre Gün, 2016-2017 yılları arasında üst düzey bir yetki belgesiyle devlet adına çalışma yürütmüş. Gün’ün geçmişte FETÖ ile mücadelede aktif rol aldığını beyan etmesi ve dönemin yetkililerinden aldığı belgeleri mahkemeye sunması, davanın zamanlaması ve içeriği hakkındaki soru işaretlerini derinleştiriyor.
İddianamenin zayıf halkaları
Merdan Yanardağ duruşmadaki savunmasında, dosyanın akademik tezler ve makaleler üzerinden "casusluk" tanımı yaratmaya çalıştığını ancak devlete sızdırılan tek bir kritik bilginin dahi ispatlanamadığını vurguladı. Yanardağ, bu davanın asıl amacının TELE 1 gibi bağımsız medya kuruluşlarını susturmak ve siyasi başarıları gölgelemek olduğunu ifade etti.
İmamoğlu ise savunmasında, davanın kurgusal bir yapıya sahip olduğunu ve siyasi bir müdahale aracı olarak kullanıldığını belirterek, hazırlanan iddianameyi bir film senaryosu ile kıyasladı. İmamoğlu, bu kurgusal metnin sanatsal ve mantıksal açıdan son derece zayıf olduğunu ifade ederek, "Bu senaryoya 10 üzerinden ancak 3 verilebilir" dedi. Davanın ilerleyen süreçlerinde, bu "zorlama" casusluk suçlamasının nasıl bir seyir izleyeceği merak konusu.