Türkiye, kritik bir dönemeçten geçerken iktidarın muhalefeti oyun dışı bırakma stratejileri ve Cumhuriyetin temel değerleri üzerindeki baskılar, ülkenin demokrasi geleceğini yeniden şekillendiriyor.
Cumhuriyetin kazanımlarının zorlu bir süreçten geçtiği bu günlerde, ekonomik yapı üretimden kopuşun sancılarını yaşıyor. Suç odaklı bir ekonomik model ile vergi baskısı arasında sıkışan toplum, bir yanda 10. Yıl Marşı’nın coşkusunu, diğer yanda Gençliğe Hitabe’nin uyarıcı gerçekliğini dengelemeye çalışıyor. İktidarlarını koruma refleksiyle hareket eden yönetim kademesi ise, tüm alternatifleri yok ederek tek seçenekli bir siyaset alanı yaratmayı hedefliyor.
İktidarın yeni strateji masası: CHP ve DEM Parti denklemi
Siyasetin son bir buçuk yılına damga vuran hamlelerin merkezinde, Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) zayıflatmak ve DEM Parti'yi siyasi manevralarla kendi eksenine çekmek yer alıyor. İktidar, Ekrem İmamoğlu üzerinden kurguladığı "siyasi yasak" senaryosunun ardından, şimdi de Özgür Özel’i hedef alan bir kuşatma stratejisi izliyor.
Meydanlardaki etkisini kırmak için Özel üzerinde "yolsuzluk" temalı operasyonel bir baskı kuran iktidar bloğu, muhalefeti kendi adaylarını seçemez hale getirmeyi amaçlıyor. Diğer taraftan DEM Parti’ye yönelik ise; Cumhur ile uzlaşma, muhalefetten soğutma veya tarafsızlığa zorlama şeklinde üç aşamalı bir seçenek listesi sunuluyor. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ortaya attığı yeni yol haritasına iktidar kanadından gelen sessizlik ise, siyasi oyunun perde arkasındaki belirsizliği derinleştiriyor.
Demokrasinin geleceği muhalefetin sacayağında
Yaşanan bu süreç, sadece CHP’nin değil, Türkiye’deki demokrasi kültürünün bekasını ilgilendiren bir meseleye dönüştü. Muhalefetin varlığını yok etmeye yönelik her adımın, aslında demokrasinin kendisine bir darbe olduğunu savunan uzmanlar, çözümün yine siyasi iradede olduğunu vurguluyor.
Özgür Özel ve ekibinin bu süreçten başarıyla çıkabilmesi için üç temel ilkeyi odağına alması gerektiği belirtiliyor: Parti içi bütünlüğü muhafaza etmek, halkın güvenini kazanarak toplumsal katılımı artırmak ve demokrasi paydasında buluşan tüm güçlerle amasız bir dayanışma kurmak. Türkiye’nin geçmişteki demokrasi sınavlarını veren toplumsal hafızasının, bugünkü bulanık ortamı da aşabilecek bir potansiyele sahip olduğu değerlendiriliyor.