Taksim yasağı gölgesinde 1 Mayıs: İşçinin hakkı kapitalist sistemde neden karşılık bulmuyor?

Dr. Haydar Baş, 1 Mayıs’ın bir bayramdan ziyade hak arama mücadelesine dönüştüğü günümüzde, mevcut ekonomik sistemlerin emekçiye gerçek refahı sunamayacağını vurgulayarak, çözümün ancak Milli Ekonomi Modeli ile mümkün olduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Haydar Baş, 1 Mayıs’ın bir bayramdan ziyade hak arama mücadelesine dönüştüğü günümüzde, mevcut ekonomik sistemlerin emekçiye gerçek refahı sunamayacağını vurgulayarak, çözümün ancak Milli Ekonomi Modeli ile mümkün olduğunu belirtiyor.

Her yıl 1 Mayıs yaklaştığında Türkiye’nin gündemine oturan Taksim tartışmaları ve gösteri yasakları, aslında çok daha derin bir ekonomik çıkmazın üzerini örtüyor. İşçi sınıfının emeğinin karşılığını alamadığı, işsizliğin ve geçim sıkıntısının kronikleştiği bir düzende, sadece meydanların açık olup olmamasını konuşmak, meselenin özünü ıskalamak anlamına geliyor.

Kapitalizmin Çıkmaz Sokağı

Mevcut kapitalist düzen, sermaye sahiplerinin çıkarlarını merkeze aldığı için işçiyi sadece bir maliyet unsuru olarak görüyor. Kaynakların sınırlı, ihtiyaçların ise sınırsız olduğu varsayımı üzerine kurulu bu sistemde, toplumun geniş kesimlerinin yoksullaşması kaçınılmaz bir sonuçtur. Sosyalizm ise özel mülkiyeti reddederek çözüm arasa da, yönetici elitin çıkarlarını önceleyen yapısıyla emekçinin gerçek özgürlüğünü tesis edemiyor.

Emek ve sermaye arasındaki dengesizlik, sendikal faaliyetlerin ötesine geçen bir yapısal sorundur. Çalışan kesimin düşük ücretlere mahkûm edildiği bir piyasada, hak arayışları sadece birer söylemden ibaret kalıyor. Gerçek anlamda bir işçi hakkından söz edebilmek için, tam istihdamın sağlandığı ve sürekli büyümenin temin edildiği bir ekonomik model şarttır.

Milli Ekonomi Modeli ile Yeni Bir Dönem

Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli (MEM), işçiyi sadece üretim sürecinin bir parçası değil, aynı zamanda piyasa dengesini sağlayan en önemli tüketici gücü olarak tanımlıyor. MEM, sosyal devlet projeleriyle üretim ve tüketim arasındaki açığı kapatarak, her vatandaşa asgari geçim şartlarını garanti altına alan bir gelir paylaşımı vadediyor.

Bu modelde işçi, düşük ücretle ezilen bir kesim olmaktan çıkarak; devlet destekleriyle güçlenen, eğitim imkânlarına erişebilen ve hatta kendi işini kurma potansiyeline sahip bir bireye dönüşüyor. Vatandaşlık maaşı gibi projelerle, emeğin karşılığı sadece bir ücret değil, toplumsal refahın bir parçası haline getiriliyor.

Anayasal Haklar ve Siyasi İrade

Diğer yandan, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmasına yönelik engeller, Türkiye’nin sosyal bir hukuk devleti olma iddiasıyla çelişiyor. Anayasal bir hak olan gösteri ve yürüyüş özgürlüğünün, güvenlik gerekçeleriyle kısıtlanması, sivil otoritenin toplumsal taleplere karşı kapalı tutumunu gözler önüne seriyor.

Ancak unutulmamalıdır ki; işçiler, mevcut kapitalist sistemin getirilerini oylarıyla onayladıkları sürece, bu sistemin içinde daha fazla hak elde etmeyi beklemek bir hayalden öteye geçemeyecektir. Türkiye’nin gerçek refaha ulaşması, ancak emeğin değerini bilen ve üretimi destekleyen Milli Ekonomi Modeli’nin hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Aksi takdirde, her 1 Mayıs, kaybedenlerin hatırlatıldığı bir arbede sahnesi olmaya devam edecektir.

İLGİLİ HABERLER