Türkiye'nin hafızasının zayıflığına ve arşivlerdeki utanç verici dönüşümlere dikkat çeken analizler, ekranlardaki isimlerin değişse de düzenin aynı kaldığını gözler önüne seriyor.
Türkiye'deki medya yapılanması, iktidar odaklarına yakın durarak nüfuz ve itibar kazanma geleneğini sürdürmeye devam ediyor. Geçmişten bugüne farklı isimler bu "makbul kalemler" rolünü üstlense de, özünde değişen tek şey şahıslar oluyor. İktidarın çevresinde kümelenerek rant devşirmeyi bir meslek haline getiren anlayış, entelektüel bir maharet gibi pazarlanmaya çalışılıyor. Oysa gerçek entelektüel duruş, gücün yanında saf tutmak değil, ilkelerden taviz vermeden gerektiğinde o güce mesafe koyabilmektir.
Gücün karşısında duruş sergilemek
İslam düşünce tarihinde merkezi bir yere sahip olan "adab" kavramı, günümüzde sadece görgü kuralları seviyesine indirgense de aslında çok daha derin bir anlam taşıyor. İbnü'l Mukaffa, İbn Kuteybe ve El Cahiz gibi döneminin önemli düşünürleri, adabı bilginin ahlakla dengelenmesi olarak tanımlamışlardır. Güce sahip olunduğunda dahi ölçüyü korumak, öfkeyi dizginlemek ve düşene tekme atmaktan imtina etmek, bu kadim terbiyenin temel taşlarını oluşturuyor. Özellikle El Cahiz’in vurguladığı gibi, bilginin bir ezme aracı değil hakikat arayışının bir parçası olması, günümüzün "bilgi çağında" dahi unutulan bir erdem haline geldi.
Vasatlaşma ve saldırganlık kültürü
Günümüzde ekranlarda gördüğümüz tartışma programları ve sosyal medya linçleri, düşünce üretiminin yerini alan saldırganlığın somut örnekleri haline geldi. Artık fikirlerin çarpışması yerine, karşı tarafı susturma ve daha sert bağırma yarışı öne çıkıyor. Zarafetin ve derinliğin yerini alan bu sığlık, toplumsal yapımızı da içten içe aşındırıyor. Medeniyetin sadece fiziksel yapılarla değil, insanın öfkesini yönetebilme ve güçlü olduğu anlarda bile insafını yitirmeme yetisiyle inşa edilebileceği gerçeği, günümüz Türkiye'sinin en çok ihtiyaç duyduğu hatırlatmalardan biri olarak karşımızda duruyor. Bugün yaşananlar sadece isimlerden ibaret değil; topyekûn bir niteliksizleşme ve bayağılaşma sorunuyla karşı karşıyayız.