İsrail’in uluslararası arenada terörle anılmaya başladığı ve Batı başkentlerinde Filistin meselesine bakışın değiştiği bir dönemde, Hamas ve Hizbullah gibi yapıların silahlı denklemlerin içine yeniden çekilmesi bölgesel barış çabalarını sekteye uğratıyor.
Küresel ölçekte İsrail’in saldırgan tutumuna karşı yükselen tepkiler, ABD Kongresi’nden Avrupa ülkelerine kadar geniş bir yelpazede karşılık buluyor. Bir zamanlar İsrail’in "meşru müdafaa" hakkı olarak nitelendirilen hamleler, bugün yerini kitle ölümleri, yerinden edilmeler ve insani dramların yarattığı ağır bir vicdani sorgulamaya bırakmış durumda. Ancak bu değişim sürecinde, sahadaki aktörlerin konumu çözüm yollarını tıkıyor.
Siyasal Hareketten Silahlı Direnişe Geçişin Hikayesi
Hamas, kurulduğu ilk dönemlerde doğrudan bir terör örgütü olarak değil, Filistin halkının meşru temsilcisi ve siyasi bir alternatif olarak ortaya çıktı. İzak Rabin döneminde umut vaat eden barış görüşmelerinin başarısızlığı ve işgalin derinleşmesi, hareketin bir direniş odağı haline dönüşmesini tetikledi. Bölge halkından aldığı demokratik destekle Gazze yönetimini devralan yapı, Siyonist genişleme politikalarının ve Netanyahu hükümetinin sertlik yanlısı tavırlarıyla siyasetten uzaklaşarak tamamen silahlı bir kimliğe büründü.
Netanyahu’nun kendi siyasi bekasını korumak adına aşırı sağcı gruplarla kurduğu ittifak ve ABD üzerindeki lobi faaliyetleri, çatışmanın sınırlarını Gazze’den Lübnan ve İran’a kadar genişletti. Bu süreç, sadece bölge halkı için değil, İsrail’in müttefikleri için de sürdürülemez bir yük haline geldi.
Uluslararası Güç ve Barış Umudu
ABD’deki değişen rüzgarların bir yansıması olarak, Trump liderliğinde kurulan Barış Kurulu gibi girişimler sahada tarafsız bir çözüm arayışını tetiklese de, uygulamada engellerle karşılaşıyor. Mevcut tablo, Gazze’nin yeniden inşası ve huzuru için Hamas’ın siyasi bir zemine dönmesini, radikal yöntemlerden vazgeçmesini zorunlu kılıyor.
Dünya kamuoyu, artık sadece kurban sayılarına odaklanan soğuk bir vicdan anlayışından sıyrılarak, kalıcı çözümlere odaklanıyor. Hamas’ın kendini lağvetmesi veya asli görevi olan siyasete dönmesi, Filistin’in geleceğini garanti altına almak ve bölgeyi yeniden imar edebilmek için hayati bir adım olarak görülüyor. İsrail’in insani yardımları engelleme politikasının karşısında, Birleşmiş Milletler ve uluslararası barış gücü unsurlarının daha proaktif bir rol üstlenmesi kaçınılmaz görünüyor.