Göreve gelişinin birinci yılını geride bırakan Başbakan Friedrich Merz, uygulamaya koyduğu kemer sıkma politikaları ve çalışma saatlerine yönelik tartışmalı çıkışları nedeniyle sendikalardan sert tepkiler alıyor.
Almanya Federal Cumhuriyeti’nin 10’uncu Başbakanı olan Friedrich Merz, 6 Mayıs 2025’te büyük umutlarla oturduğu koltuğunda zorlu bir yılı geride bıraktı. Ekonomi uzmanı kimliğiyle yapısal reformlar vadederek işbaşına gelen Merz, hem koalisyon ortağı SPD ile yaşadığı iç çekişmeler hem de artan toplumsal muhalefet nedeniyle köşeye sıkışmış durumda.
Sendikalardan yükselen tepkiler
Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) Berlin’deki kurultayında konuşmak üzere kürsüye çıkan Merz, delegelerin yoğun protestosuyla karşılaştı. Özellikle haftalık çalışma saatlerinin artırılması ve esnetilmesi konusundaki planları, işçi kesimini ayağa kaldırdı. "Biz Almanlar daha az çalışıyoruz" yönündeki önceki açıklamalarıyla "tembellik" imasında bulunduğu gerekçesiyle eleştirilen Şansölye, konuşması boyunca yuhalamalarla kesildi.
Demografik zorunluluklar ve acı reçete
Protestolara rağmen geri adım atmayan Başbakan Merz, reformların bir tercih değil, matematiksel bir zorunluluk olduğunu savundu. Ortalama yaşam beklentisinin yükseldiğini vurgulayan Merz, mevcut refah seviyesinin korunabilmesi için köklü değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Ancak bu "acı reçete" söylemi, ekonomik durgunluk ve hayat pahalılığıyla boğuşan kesimlerde beklenen karşılığı bulmadı.
Güven erozyonu ve erken seçim sinyalleri
İktidarının ilk yılını dolduran Merz’in üzerindeki siyasi baskı, kamuoyu yoklamalarına da yansıyor. Anketlere göre vatandaşların yalnızca yüzde 15'i Başbakan'ın görevde kalmasını desteklerken, yüzde 75'lik kesim hükümetin değişmesini istiyor. Koalisyon ortakları CDU/CSU ve SPD'nin halk nezdindeki erimesi, aşırı sağcı AfD'nin ise yüzde 28 bandına çıkarak Almanya'nın en güçlü siyasi odağı haline gelmesi, ülkede siyasi istikrarsızlığın derinleştiğini ortaya koyuyor.