Küresel Emlak Rehberi verileri, kıta genelinde mülk edinme maliyetlerinin İsviçre ve Lüksemburg merkezli şehirlerde yoğunlaştığını ve fiyat artışlarının rekor seviyelere ulaştığını ortaya koyuyor.
Avrupa genelinde konut sahibi olmanın finansal maliyetleri, özellikle belirli finans merkezlerinde derinleşen arz krizi nedeniyle ciddi bir tırmanış gösteriyor. Küresel Emlak Rehberi tarafından paylaşılan güncel veriler, kıtanın en pahalı beş konut pazarından dördünün İsviçre ve Lüksemburg sınırları içinde yer aldığını belgeliyor.
Listenin zirvesinde yer alan Zürih, metrekare başına 18 bin avroyu aşan bedelle Avrupa’nın en ulaşılmaz konut piyasası olma özelliğini koruyor. Kentteki yüksek fiyatların, bölgedeki kronik konut arzı eksikliği ve güçlü finansal dinamiklerden kaynaklandığı öne sürülüyor. Zürih'i yine İsviçre’den Cenevre ve Luzern takip ederken, Lüksemburg Şehri de yüksek yaşam maliyeti ve emlak fiyatlarıyla listenin üst sıralarındaki yerini sağlamlaştırıyor.
İsviçre piyasasında yoğunlaşan baskı
Listenin ilk üç sırasında yer alan İsviçre şehirleri, yerel ve uluslararası yatırımcıların yoğun ilgisiyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Özellikle Luzern, önceki yıla kıyasla kaydedilen yüzde 7,3’lük değer artışıyla, küçük bir alp yerleşimi olmasına rağmen emlak piyasasındaki en dikkat çekici yükselişlerden birine imza attı. Bern ise federal başkent kimliği ve yüksek hanehalkı refah seviyesi sayesinde, piyasadaki hafif geri çekilmelere rağmen metrekare başına 10 bin avro sınırına yakın seyrini koruyor.
Kritik seviyeler ve değişen pazar dinamikleri
Daha önce Avrupa'nın emlak piyasasında liderlik mücadelesi veren Paris, artan borçlanma maliyetlerinin etkisiyle son iki yılda değer kaybı yaşayan şehirler arasına girdi. Öte yandan Danimarka'nın başkenti Kopenhag ve Hollanda'nın başkenti Amsterdam, kronik konut kıtlığı ve artan dış talep neticesinde çift haneli fiyat artışlarıyla listenin en hızlı değişen pazarları arasına girdi. İsveç'in başkenti Stokholm ise 2022'deki faiz oranları şokunun ardından toparlanma sürecine girerek fiyatlarda yüzde 7,2'lik bir artış kaydetti.
Analistler, Avrupa'nın genelinde yaşanan bu fiyat artışlarının bir kısmının enflasyonist baskılar ve sınırlı konut üretimiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtiyor. Özellikle İskandinav ülkelerindeki hızlı değer artışları, piyasanın lüks bir varlık sınıfına doğru evrildiğine yönelik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, konut edinme maliyetlerindeki bu yükselişin, orta vadede Avrupa şehirlerinde sosyal konut ihtiyacını daha da ön plana çıkarabileceğini öngörüyor.