Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesi uygulamaya konulan yasaklar ve idari izin kararları, sivil hakların kısıtlandığı eleştirilerini beraberinde getirdi. Doç. Dr. İsmet Akça, zirve hazırlıklarını bir meşruiyet arayışı olarak tanımlayarak, bu adımların toplum üzerinde yarattığı baskıya dikkat çekti.
Sıradan bir diplomatik toplantının çok ötesinde bir atmosferin Ankara’ya hakim olduğunu belirten Doç. Dr. İsmet Akça, alınan güvenlik önlemlerinin halkın günlük yaşamını ve temel haklarını sınırlandırdığını ifade etti. Akça, zirve gerekçesiyle uygulanan etkinlik yasakları ve çalışanlara yönelik zorunlu izinler için, dış dünyaya verilen görüntünün bir sömürge yönetimini çağrıştırdığını vurguladı.
Meşruiyet arayışı ve yeniden hizalanma
İktidarın bu zirveye sadece diplomatik bir etkinlik değil, aynı zamanda siyasi bir yatırım gözüyle baktığını belirten Akça, uluslararası arenada ihtiyaç duyulan meşruiyetin bu yolla sağlanmaya çalışıldığını savundu. Türkiye’nin ABD ve Batılı müttefikleriyle 2024 yerel seçimleri sonrasında bir "yeniden hizalanma" sürecine girdiğini belirten akademisyen, Ankara’nın dış politikasını bu eksene oturtarak askeri sanayi üzerinden yeni küresel iş birlikleri kurmayı hedeflediğini dile getirdi.
Ekonomik ihtiyaçlar ve dış politika ekseni
Zirve hazırlıklarının BlackRock CEO’su Larry Fink’in Ankara ziyareti gibi ekonomik hamlelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Akça, dış politikadaki adımların arkasında yatan temel motivasyonun "sıcak para arayışı" olduğuna dikkat çekti. Akça, uygulanan Şimşek programının enflasyonist etkileri karşısında iktidarın, sermaye odaklarını memnun ederek ülkeye sermaye girişi sağlamayı amaçladığını belirtti.
Emekçi kesimlerin giderek yoksullaştığı bir ortamda, dış yatırımcıyı çekmek adına atılan adımların halkın refahından ödün verilerek yapıldığını savunan Akça, "Uluslararası aktörleri memnun etme mantığı, ülkedeki tüm siyasi ve toplumsal stratejilerin önüne geçmiş durumda" değerlendirmesinde bulundu.