Siyah-beyazlı camiada hoca arayışları sürerken, geçmişin tanıdık yüzlerine dönme eğilimi kulübün geleceğini riske atıyor; başarı ise ancak istikrar ve cesur bir yönetimle mümkün.
Beşiktaş teknik direktörlük koltuğu için gündeme gelen isimler her geçen gün artıyor. Ancak camiada hâlâ eski dönemlerin başarısı üzerine kurulu beklentiler, kulübün önünü açacak yeni vizyonların önündeki en büyük engel olarak duruyor. Özellikle Şenol Güneş gibi daha önce defalarca denenmiş profillerin tekrar gündeme gelmesi, Beşiktaş’ın kısır döngüden çıkamadığını gösteriyor.
Sadece geçmişte başarılı olmuş isimlere yönelmek veya camiayı tanıyan eski futbolcuları göreve getirmek, günümüz futbol gerçekleri karşısında tek başına bir çözüm sağlamıyor.
Sürekli teknik direktör değiştiren kulüp kültürü
Sorunun aslında teknik adamlardan ziyade, hocaları çok hızlı tüketen kulüp yönetimlerinde olduğu artık gün gibi ortada. Solskjaer, Van Bronckhorst ve Valerien Ismael gibi isimler, ellerindeki kadroyu geliştirmek için zaman verilseydi Beşiktaş için değerli işlere imza atabilirlerdi. Ancak ilk başarısızlıkta sosyal medya ve tribün baskısına teslim olan yönetimler, günü kurtarmak adına hocaları feda etmeyi bir strateji haline getirdi.
Bu durum, dünyadaki en başarılı teknik direktörleri dahi çaresiz bırakacak bir ortam yaratıyor. Başarı, sabır ve güven üzerine inşa edilirken; Beşiktaş’ta ilk tökezlemede hoca değişikliğine gitmek, eleştirileri erteleme mekanizması olarak kullanılıyor.
İstikrarın yolu cesaretten geçiyor
Arsenal’ın Mikel Arteta ile yedi yıl boyunca sabırla çalışarak zirveye ulaşması, modern futbolda başarının anahtarının istikrar olduğunu kanıtlıyor. Beşiktaş yönetiminin de benzer bir cesareti göstermesi şart. Yönetim, transfer vaatlerinden vazgeçip hoca değiştirmeyi bir kaçış yolu olarak gördüğü sürece, sonuç değişmeyecek.
Öte yandan, Önder Özen’in sportif direktörlük görevine getirilmesi, Beşiktaş adına umut ışığı taşıyan olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor. Siyah-beyazlıların artık günü kurtaran hamleler yerine, arkasında durulabilecek, hata yapma payına tolerans gösterilen sürdürülebilir bir yapı kurması gerekiyor. Aksi takdirde, hangi isim gelirse gelsin, kulübü aydınlık bir gelecek beklemeyecek.