Ekonomi yönetiminin mevcut uygulamalarının enflasyonda yarattığı durağanlığın yanıltıcı olabileceği ve geçmiş tecrübelerin ani yükseliş riskine işaret ettiği belirtiliyor.
Türkiye ekonomisinde son dönemde uygulanan para politikası araçları, bazı uluslararası gözlemciler tarafından kriz senaryolarını öteleyen bir hamle olarak değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar, bu iyimser tablonun altında yatan yapısal sorunların göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor. Ekonomist Fatih Özatay, güncel verilerin ışığında yaptığı değerlendirmede, düşük büyüme oranları ve enflasyondaki sıkışmanın uzun vadeli riskler barındırdığını ifade ediyor.
Kurumsal yapı ve yönetim belirsizliği
Mevcut ekonomi programının başarısının, sadece teknik düzenlemelere bağlı olmadığı, yönetim anlayışı ve kurumsal bağımsızlık ile doğrudan ilişkili olduğu öne sürülüyor. Karar alma süreçlerindeki yasal çerçevenin ve kurumların özerkliğinin, ekonomik istikrarın kalıcılığı açısından kritik bir eşik oluşturduğu belirtiliyor. Uzmanlar, sistem değişikliği sonrası ortaya çıkan yönetim yapısının, ekonomi politikaları üzerindeki belirleyiciliğinin sorgulanması gerektiğini savunuyor.
Enflasyonda katılık ve geçmiş tecrübeler
Veriler, enflasyonun yüzde 30-33 bandında bir süredir hapsolduğunu ve bu durumun bir "katılık" yarattığını gösteriyor. Geçmişte yaşanan benzer dönemlerde enflasyonun tek haneli rakamlara yerleştiği inancının, 2017 sonrasında yerini sert yükselişlere bıraktığı hatırlatılıyor. Özellikle 2022 yılındaki ani sıçramanın, mevcut enflasyon katılığının sanıldığı kadar güvenli bir liman olmayabileceğini kanıtladığı vurgulanıyor.
Ekonomik gidişatın sadece uygulanan programla açıklanamayacağı, yargı kararları ve siyasi gelişmelerin de piyasa dinamiklerini doğrudan şekillendirdiği kaydediliyor. Mevcut tablonun, kontrol altında gibi görünen ancak her an değişkenlik gösterebilecek kırılgan bir zemine dayandığı değerlendiriliyor.