Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameler, FETÖ’nün Milli İstihbarat Teşkilatı’nı denetim altına almak için 30 yıl boyunca sürdürdüğü sistematik sızma ve sabotaj faaliyetlerinin boyutlarını gözler önüne serdi.
Devletin en kritik istihbarat kurumunu ele geçirmek adına 1990’lı yıllardan itibaren yapılandığı iddia edilen FETÖ’nün, "mahrem imamlar" marifetiyle yürüttüğü faaliyetler yargı kayıtlarına girdi. Soruşturma dosyalarına göre örgüt, istihbarat birimlerine yerleştireceği üyelerini gizlemek için sıra dışı yöntemlere başvurdu. İddiaya göre, yurt dışında eğitim gören örgüt mensupları, Mason localarında "32. derece" statüsü alarak kendilerini seküler bir kimlikle kamufle etti ve bu yolla teşkilata sızmaya çalıştı.
Dijital fişleme ve kozmik ofis ağı
Örgütün, MİT personeline yönelik tuttuğu kayıtlar, kurulan dijital ağın vahametini ortaya koydu. "Filemaker" isimli bir yazılım üzerinden personel hakkında etnik köken, özel hayat ve eğilim verilerinin toplandığı öne sürüldü. 2011 sonrasında yoğunlaşan bu faaliyetler kapsamında, Ankara’da özel bir ofisin kiralandığı ve bu merkezden Emniyet verilerine izinsiz erişim sağlanarak yasa dışı dinlemelerin gerçekleştirildiği iddia edildi.
Kumpas ve sabotaj operasyonları
Soruşturma dosyalarında dikkat çeken bir diğer husus, örgütün devletin uluslararası ilişkilerini zora sokan hamleleri oldu. İddiaya göre, Adana’da durdurulan MİT TIR’larına ilişkin bilgilerin mahrem yapıyla paylaşıldığı, Rus Büyükelçi Andrey Karlov suikastına dair kritik verilerin ise MİT içerisindeki kripto hücreler aracılığıyla sızdırıldığı öne sürüldü. Ayrıca, TSK ve istihbarat birimlerinde yer açmak için vatansever personelin itibarını zedeleyecek kurgu iddialarla tasfiye planları yapıldığı belirtildi.
İhanetin en keskin noktası
Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi, örgütün MİT yönetimini hedef alan talimatları da dosyaya yansıdı. Darbenin akamete uğradığını gören mahrem sorumluların, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın etkisiz hale getirilmesi yönünde infaz emirleri verdiği iddia edildi. Soruşturma kapsamında elde edilen itirafçı ifadeleri ve dijital yazışmalar, 30 yıllık sızma projesinin 15 Temmuz'da nasıl şiddet içeren bir boyuta taşındığını kanıtlar nitelikte değerlendiriliyor.
Yargı süreci, örgütün istihbarat bürokrasisini tamamen kendine bağımlı bir yapı haline getirmek için kurduğu bu karmaşık ağın, devletin güvenliğine yönelik oluşturduğu tehdidin derinliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.