Rusya lideri Putin, İran'ın nükleer stoklarını kendi topraklarında tutma teklifini yeniden gündeme getirdi. Washington yönetimi ise bu denetim yetkisini tamamen kendi kontrolüne almak isterken, nükleer krizde kartlar yeniden karılıyor.
Küresel diplomaside nükleer gerilim hattı yeniden hareketlendi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran'ın sahip olduğu zenginleştirilmiş uranyumun uluslararası gözetim altında Rusya’ya nakledilmesi önerisinin masada olduğunu duyurdu. Putin, Tahran’ın nükleer faaliyetlerinin silahlanma amacı taşıdığına dair somut bir verinin olmadığını savunarak, sürecin tamamen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetiminde ilerlemesi gerektiğini vurguladı.
Beyaz Saray'ın Uranyum Stratejisi
Putin'in bu hamlesine ABD cephesinden gelen yanıtlar ise oldukça temkinli. Washington yönetiminin, uranyumun bir üçüncü tarafa değil, doğrudan ABD'nin gözetimine verilmesini şart koştuğu kulislerde konuşuluyor. Başkan Trump'ın İran'ın nükleer faaliyetlerine tamamen son vermesini talep ettiği, Tahran yönetiminin ise nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkından geri adım atmayacağını belirttiği ifade ediliyor.
Nükleer Tesislerde Kritik Durum
2025 yılında bölgede yaşanan şiddetli çatışmaların ardından İran'ın Natanz, Fordo ve İsfahan gibi kritik tesisleri dünya gündeminin merkezine yerleşmişti. Her ne kadar tesislerin bir kısmında hasar meydana gelse de, İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum kapasitesinin varlığını koruduğu kaydediliyor. Güvenlik analistleri, eldeki bu malzemenin yarattığı riskin bölgesel istikrar üzerindeki en büyük baskı unsurlarından biri olmaya devam ettiğini savunuyor.
Enerji Piyasalarında Risk Alarmı
Moskova ve Tahran arasındaki iş birliği ise derinleşmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl imzalanan 25 milyar dolarlık nükleer enerji anlaşması, iki ülke arasındaki stratejik bağın altını çiziyor. Uzmanlar, nükleer krizin tırmanması durumunda yalnızca bölgesel bir çatışma riskinin değil, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol sevkiyatının kesintiye uğrama ihtimalinin de gündeme gelebileceğini, bunun da küresel enerji piyasalarında ciddi bir fiyat dalgalanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.