Türkiye’nin dış politikadaki yönelimleri ve muhalefetin uluslararası çevrelerle kurduğu ilişkiler, siyasi gündemin ana eksenini oluşturmayı sürdürüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin bölgesel bir oyun kurucu olarak konumunu güçlendirdiğini ifade etti. Erdoğan, Türkiye’nin dışarıdan dayatılan senaryolara uyum sağlayan bir ülke olmaktan çıkarak, kendi stratejik hedeflerini belirleyen ve geleceğini inşa eden bir aktör haline geldiğini vurguladı.
Öte yandan, muhalefet cephesindeki iç tartışmalar da dikkat çekici bir boyuta ulaştı. CHP Genel Merkezi’nde değerlendirmelerde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, görevden uzaklaştırılan Özgür Özel ve yönetimine yönelik eleştirilerde bulundu. Kılıçdaroğlu, muhalefetin dış politikadaki tutumunu "yardım beklentisi" üzerinden eleştirerek, bağımsızlık vurgusu yapan bir siyasi geleneğin uluslararası arenada sergilediği yaklaşımın çelişkili olduğunu öne sürdü.
Küresel ölçekte ulusalcılık yükselişte
Dünya siyasetindeki genel eğilimler, ideolojik farklılıkların ötesinde "ulusal çıkar" odaklı bir yaklaşımın giderek daha fazla benimsendiğini gösteriyor. Özellikle stratejik özerklik kavramı, günümüzdeki birçok ülkenin seçim süreçlerinde merkezi bir tema haline geldi. Seçmen nezdinde meşruiyet, dış desteklerle değil, ulusal devlet kapasitesini artırma ve yerel çıkarları önceliklendirme kapasitesiyle doğrudan ilişkilendiriliyor.
Muhalefet için yeni bir söylem arayışı
Uzun süredir Türkiye’deki muhalefetin, iktidarı Batılı çevreler nezdinde eleştiren bir siyaset izlediği iddiaları gündemdeki yerini koruyor. Bu yöntemin, yerel siyasete dönük beklentileri negatif etkilediği ve ulusal meşruiyet zemini açısından risk taşıdığı değerlendiriliyor. Kılıçdaroğlu’nun son çıkışı, muhalefet bloğu içinde "dış şikayet" eksenli siyaset tarzına karşı bir sorgulama sürecinin başladığına dair sinyaller olarak yorumlanıyor.
Siyasal kapasite ve gelecek vizyonu
Siyaset bilimciler, günümüz konjonktüründe başarılı olan yönetimlerin kendi "hikâyesini" yazabilen ve milli meselelerde dış bağımlılığı minimize edebilen yapılar olduğunu belirtiyor. Muhalefetin de değişen bu dünya düzenini doğru okuyarak, iç politikadaki mücadelelerini uluslararası meşruiyet arayışından ziyade, toplumsal talepler ve ulusal çıkarlar üzerinden şekillendirmesinin önemine dikkat çekiliyor. Bu değişimin sadece iktidar mücadelesi için değil, ülkenin genel siyasi istikrarı açısından da elzem olduğu ifade ediliyor.