Yargı süreçlerinde failin kariyerine ve duygusal durumuna odaklanan kayırıcı empati yaklaşımı, şiddet mağdurlarının deneyimlerini gölgede bırakmaya devam ediyor. Feminist literatürde himpathy olarak adlandırılan bu olgu, hem bireysel tepkilerde hem de kamu politikalarında adaletin odağını kaydırıyor.
Şiddet faillerine yönelik toplumsal yaklaşım, geçtiğimiz günlerde İstanbul Kadıköy’de bir kafede protesto edilen oyuncu Ozan Güven örneğiyle yeniden gündeme geldi. Hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan Güven’e yönelik tepkiler, sosyal medyada failin yaşam hakkı ve kariyeri üzerinden savunulmasıyla karşılık buldu. Feminist filozof Kate Manne tarafından literatüre kazandırılan "himpathy" kavramı, erkeklerin şiddet içeren davranışları karşısında mağdurun yaşadığı travmadan ziyade, failin itibar kaybına üzülmeyi ifade ediyor. Uzmanlar, bu durumun yargı mekanizmalarındaki indirim kararlarından toplumsal algıya kadar uzanan bir adalet sapmasına yol açtığını belirtiyor.
Hukuki süreçlerde failin geleceğine duyulan hassasiyetin bir benzeri, nafaka tartışmalarında da görülüyor. Nafaka hakkı, ekonomik olarak güçsüz olan tarafı korumayı hedefleyen tarihsel bir güvence olmasına karşın, son dönemde "mağdur erkekler" söylemi üzerinden yeniden tanımlanmaya çalışılıyor. Kamuoyunda nafaka ödemelerinin çok yüksek olduğu iddiası öne sürülse de, saha verileri nafaka tutarlarının genellikle çok düşük düzeylerde kaldığını ve kadınların bu meblağları tahsil etmekte dahi ciddi zorluklar yaşadığını gösteriyor.
Nafaka tartışmalarının arka planı
Türkiye’deki nafaka düzenlemelerine ilişkin eleştiriler, sistemin "süresiz" ve "tek taraflı" olduğu yönündeki tezlere dayanıyor. Ancak hukukçular, nafaka miktarlarının değişen ekonomik şartlar doğrultusunda mahkemelerce her zaman yeniden değerlendirilebileceğini hatırlatıyor. Buna rağmen, nafakanın kaldırılması talebi, iktidar ve medya nezdinde kendine güçlü bir yer buluyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, Anayasa Mahkemesi’nin nafaka iptal kararını "hakkaniyet ilkeleri" çerçevesinde olumlu karşılaması, bazı sivil toplum kuruluşları tarafından himpathy olgusunun kurumsallaşması olarak yorumlanıyor.
Mağduriyetin görünmeyen yüzü
Resmi söylemlerin dışında, erken yaşta zorla evlendirilen ve sistematik şiddete maruz kalan Emine K. gibi isimlerin hikayeleri, nafaka sistemine bakış açısındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor. Boşanma sonrası bağlanan 150 TL tutarındaki nafakayı dahi tahsil edebilmek için yıllarca icra takibiyle uğraşan kadınlar, ekonomik bağımsızlıklarını kurmakta zorlanıyor. Uzmanlar, politika yapıcıların bu tür münferit mağduriyetleri yok sayarak, yalnızca belirli bir grubun söylemlerine odaklanmasının anayasal eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı görüşünde birleşiyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve yargısal tarafsızlık, sadece cezai süreçlerde değil, aile hukukuna ilişkin düzenlemelerde de fail ile mağdur arasındaki dengenin doğru kurulmasını gerektiriyor. Himpathy kavramının ortaya koyduğu adalet sapmasının aşılması, ancak sistemin mağdurun gerçekliğine odaklanmasıyla mümkün görünüyor.