Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan kapsamlı bir rapor, dijital asistanlarla kurulan nezaket içerikli iletişimin ciddi bir enerji yükü oluşturduğunu ortaya koyarak yapay zeka kullanımında verimlilik çağrısı yaptı.
Günümüzde soyut bir teknoloji algısı yaratan yapay zeka sistemleri, gerçek dünyada devasa bir altyapı, yoğun su tüketimi ve yüksek elektrik ihtiyacı anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından paylaşılan veriler, bu altyapının çevresel etkilerinin sanılandan çok daha derin olduğunu gösteriyor. Rapor, sadece veri merkezlerinin işleyişinin değil, kullanıcının sisteme gönderdiği komutların dahi küresel enerji bütçesi üzerinde belirgin bir iz bıraktığına işaret ediyor.
Dijital iletişimde nezaket kurallarının maliyeti
Araştırmacılar, ChatGPT gibi platformlarda kullanılan "lütfen" veya "teşekkür ederim" gibi ifadelerin, sistemin ürettiği veri miktarını yüzde 30 oranında artırdığını öne sürüyor. Kullanıcıların daha kısa ve öz komutlar tercih etmesi durumunda, yıllık 87 ila 98 GWh arasında elektrik tasarrufu sağlanabileceği belirtiliyor. Bu enerji miktarının, Sahra Altı Afrika bölgesinde yaklaşık 760 bin kişinin yıllık konut elektriği ihtiyacına denk geldiği ifade ediliyor.
Devasa veri merkezleri ve doğal kaynak kullanımı
Yapay zeka modellerinin işlendiği veri merkezlerinin yıllık elektrik tüketiminin 448 TWh seviyesine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu rakam, tek bir ülke baz alındığında dünyanın en çok enerji harcayan 11’inci ekonomisine eş değer bir enerji ihtiyacını simgeliyor. Söz konusu işlemlerin soğutulması için kullanılan su miktarının ise 1,8 milyon olimpik yüzme havuzunu doldurabilecek kapasitede olduğu kaydediliyor. Ayrıca altyapı kurulumu için ihtiyaç duyulan alanın Londra'nın yüzölçümünün 4,5 katına ulaştığı vurgulanıyor.
Gelecek projeksiyonu ve atık krizi
2030 yılına gelindiğinde yapay zeka kaynaklı elektrik talebinin küresel toplamın yüzde 3’ünü bulabileceği öngörülüyor. Enerji yükünün yanı sıra donanım eskimesi nedeniyle oluşacak elektronik atıkların da büyük bir risk taşıdığı belirtiliyor. Rapor, yılda 2,5 milyon ton civarında öngörülen bu atık yükünün, yaklaşık 250 Eyfel Kulesi’nin ağırlığına denk gelebileceğine dikkat çekiyor.
Bu çevresel yükün dağılımında ise ciddi bir eşitsizlik olduğu belirtiliyor. Bulut altyapısının büyük bölümünü elinde bulunduran ABD ve Çin gibi merkezlerin teknolojik kazanımları elde ettiği, ancak ham madde sağlayan veya atık yükünü üstlenen daha küçük ekonomilerin bu süreçte stratejik dezavantaj yaşadığı savunuluyor. Prof. Kaveh Madani, yapay zekanın "görünmez" bir teknoloji olmadığını; madencilikten su yönetimine kadar her aşamada somut bir ekolojik ayak izi bıraktığını belirterek, bu sürecin sürdürülebilir yöntemlerle denetlenmesi gerektiğini ifade ediyor.